Mudanya Belediyesi
Eker Süt
Neskar Otomotiv

İletilen ilk ses: ALO

ALO sihirli bir kelime… Bir rivayete göre açılımı A-lessandra L-olita O-swaldo kelimelerinden oluşuyor. Bu bir sevgilinin adıydı ve telefona fısıldanan ilk sözcük oldu yıllar yılı. Bir anlamda da “sevgi”ye tanınan bir öncelikti. Hikâyesi olan, insanları birbirine bağlayan, paylaşan, güldüren, bazen ağlatan, uzaktakileri yakın eden, hal hatır soran hatta büyüklerin ellerinden çocukların gözlerinden öpen bir serüvene dönüştü…

Alexander Graham Bell

 Televizyonla ilk tanıştığımızda nasıl sevinmiştik… Ya da TRT 2 yayına başladığında… İlkler hep heyecanla karşılanır. Manyetolu telefonları tarihe gömen çevirmeli telefonlar ilk çıktığında da bu hissi yaşıyorduk. Birçok kişiye göre asrın buluşu olan telefona bir adım daha eklenmişti… Çevirmeli telefonlar hızla piyasadaki yerlerini almıştı… Yine aynı hızla güzel Türkçemize “numara çevirmek” sözü eklenmişti bir solukta…

İletişim araçları kadar hızlı ve dramatik gelişmeler sergileyen çok az şey var aslında etrafımızda. Çağdaş yaşamın her türlü nimetinden faydalandığımız şu günlerde geçmişi anlamak çok zor olsa da düşünmek de gerekiyor. Nereden nereye geldiğimizi anlatıyor bu süreçler… Bundan yaklaşık 120 yıl önce biriyle haberleşmenin tek yolu mektuptu ve onun da cevabını almak haftalar alıyordu. Şimdi ise neredeyse her yerden hatta sualtından bile cep telefonu ile istediğimiz kişiyle doğrudan konuşabiliyoruz. Dahası mobil iletişim teknolojileri ile artık yüz yüze görüşebiliyoruz… Bu devrim esasında kodlu olarak sinyaller gönderebilen telgrafla başladı ve sözlü iletişim 1873’de telefonun icadına kadar mümkün olamadı. İkinci büyük aşama ise Marconi tarafından 1896’da icat edilen kablosuz telefon oldu.

Söze telefonla özdeşleşen bir kelime ile devam etmek doğru olur: ALO… ALO her gün kullandığımız bir kelime olurken, yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası durumuna gelen telefon da evlerimizin en işlek köşelerinde yerini aldı.Bir rivayete göre açılımı açılımı A-lessandra L-olita O-swaldo kelimelerinden oluşuyor. Bu isim Alexander Graham Bell’in sevgilisinin adıydı ve telefona fısıldanan ilk sözcük oldu yıllar yılı. Bir anlamda da “sevgi”ye tanınan bir öncelikti. Graham Bell, telefonu icad edince, ilk hattı sevgilisinin evine çekmişti. Atölyesinde, telefonu çalınca, arayanın Allessandra Lolita Oswaldo’dan başkası olamayacağını bildiğinden; Graham Bell, telefonu açar açmaz “Alessandra Lolita Oswaldo” diyordu.

Bell, zamanla sevgilisine adını kısaltarak hitap etmeye başladı ve telefonu her açışında onu “Ale Lol Os” diye karşıladı. Çalışmaları uzadıkça, Graham Bell, sevgilisinin adını daha da kısalttı ve ona iki heceli bir ad buldu. Bu kısa ad “ALO” idi. Allessandra Lolita Oswaldo, geliştirip tüm kente yaymaya çalıştığı telefondan başka bir şey düşünmeyen, sevgilisinin bitmez tükenmek bilmeyen deneylerinden rahatsız olmaya başlayınca Bell’i terk etti.
Yaşlı Bell, sevgilisinin kendisini bir gün arayacağı umuduyla telefonun başından ayrılmadı. Kentte çekilen telefon hatlarının sayısı da giderek artmaya başlamıştı. Graham Bell’i artık başka kişiler de arıyordu. Fakat o, telefonun her çalışında, kendisini sevgilisinin aradığını sanarak telefonunu ALO diyerek açıyor ve herkese artık ALO diyordu. O günlerde hemen herkes, telefonu açtıklarında Alexander Graham Bell’in anısına saygı olarak ALO demeye başladı. Bugün tümümüzün kullandığı ALO sözcüğü işte o günlerden uzanır günümüze…

Peki, telefonun icadı nasıl gerçekleşti? Hayatımızın bu kadar içine giren telefonun doğumu, bundan 129 yıl önce, 10 Mart 1876 günü gerçekleşti. Telefonun 1876’da Alexander Graham Bell tarafından icat edildiğinin tüm dünyaya duyurulmasıyla iletişim süreci yepyeni bir boyut kazandı. Graham Bell, sağırların sessizliğini ortadan kaldırmaya çalışırken, sesi bir yerden bir başka yere taşıyan bu ilginç aleti buldu. Sağırların sessizliğini ortadan kaldırmadı ama her gün yeni bir özelliğe kavuşan telefonla birbirinden kilometrelerce uzaktaki insanların birbirlerini duymalarını hala sağlıyor.

Graham Bell’in annesi doğuştan sağırdı. Dedesi ve babası yıllarını sağırlara adadı. Özellikle babası sağırlara duymasalar bile konuşmayı öğretmenin yollarını geliştirmeye çalışıyordu. İki kardeşi veremden ölünce, babası kalan tek oğlunun sağlığı için Kanada’ya göçtü. Babasının ölümünden sonra onun çalışmalarını tanıtmak ve yaymak için çabalayan Graham Bell ABD’ye gitti. Burada bir süre sağırlara dil öğretmeni yetiştiren bir okulda çalıştıktan sonra kendi okulunu kurdu. Ünü kısa sürede yayılan Bell, Oxford Üniversitesi’ne konuk öğretmen olarak çağrıldı. İngiltere’de eline geçen Alman Hermann Von Helmholz adlı bilginin işitme fizyolojisine ilişkin kitabını okudu. Böylece müzik sesinin bir tel aracılığı ile aktarılabilineceği düşüncesi üzerinde yoğunlaştı. Bu sırada başka bilim adamları da bu konularda çalışmalar yürütüyordu. İlisha Gray bunlardan biriydi. İngiltere’den dönen Bell, Boston Üniversitesi İnsan Sesi Fizyolojisi dalı profesörlüğüne getirildi. Kuramsal bilgilerini teknik destekle yaşama geçirmeye ve işitme engelliler için duymalarını sağlayacak aletler yapmaya girişen Bell, Thomas Watson adlı bir elektrik mühendisi ile birlikte çalışmaya başladı.

Bell ve Watson 1875 yılında sesin tel üzerinden bir başka yere gittiğini ortaya çıkarttı. Ancak ses anlaşılmaz bir durumdaydı. 14 Şubat 1876 günü Bell ve Gray telefon patenti almak için ayrı ayrı başvuru yaptılar. Bell’e 7 Mart günü istediği patent verildi. 174.465 nolu patentini alan Bell atölyede denemelerini sürdürürken telefonu çalıştırmak için kullandığı bataryadan pantolonuna asit döküldü. Watson’u yardıma çağırdı: “Bay Watson, çabuk buraya gelin. Sizi istiyorum” dedi. Bell yardımcısını yardıma çağırırken farkında olmadan 125 yıl önce 10 Mart günü ilk telefon görüşmesini yapmış oldu ve tarihe geçti. Watson Bell’in sesini “telefon”dan duydu. Bu buluşu ona birçok ödül kazandırdı. İlk el telefonunu geliştirmek için teknik sorunları alt etmeye çalışırken bir yandan da kendisini dava eden Gray’a karşı hukuk savaşı veriyordu. Telefon atölyeden ancak 4 yılda çıkabildi.

 

1880 yılında Bell’e yardım eden Tainer radyofon adını verdikleri aleti denedi. Bir okulun tepesine çıkan Tainer çok uzaktan görebildiği Bell’e telefonla seslendi: “Bay Bell, Bay Bell… Beni duyabiliyorsanız lütfen pencerenin önüne gelip şapkanızı sallayın.” Bell şapkasını salladığında, telefon artık doğumunun ardından emeklemeye başladı. Sekiz yıl sonra Connecticut eyaleti ilk telefon şebekesine sahip kent oldu. Telefon yakın yıllara dek Türkiye’de olduğu gibi santraller ve memurlar aracılığı ile yürütülürdü. Kısa sürede telefon direkleri ve kablo hatları, sokakları örümcek ağı gibi kapladı. Yürünmez bir hale gelen sokaklardaki bir telefon direği kabloları tutan 50 çapraz tahta taşırdı. Telefon günlük yaşama değişik biçimlerde girmeye başladı ve o yıllarda yayımlanan gazetelere verilen bir reklamda telefon şöyle tanıtıldı: “Sohbet, ağızdan kulağa telefonla konuşarak çok daha rahat…”

 

Bell, 1915 yılında New York’u San Francisco’ya bağlayan ilk uzun kentler arası telefon hattını açtı. Karşısında yine yardımcısı Watson vardı. Aradan geçen onca yıla karşın Bell ilk günü unutmadı. Watson’a “Watson seni istiyorum, buraya gel” dedi. Telefonun olanaklarından yararlanarak müşteri çekmek isteyen oteller arasında kıyasıya bir savaş başladı. Oteller ünlü müzik, tiyatro, opera, konser salonlarına bağlanan telefon “Tiyatrofon” hattı ile aldıkları sesi lobilerinde oturan müşterilerine dinletmeye başladı. Bu durum giderek evlere ve iş yerlerine yayıldı. Graham Bell ise telefon kelimesi ile birlikte belleklere kazındı… 1893 yılında telefon ile ilgili gelişmeleri kaleme alan bir yazar gözlemini şöyle dile getirdi: “Şu anda duyabildiğimiz sanatçı ve şarkıcıları bir süre sonra insanlık görmeyi de başaracak…” Yazar haklıydı. Bu sözler “televizyon” özlemi olarak yorumlanmasına karşın gelişen teknoloji; görüntülü cep telefonlarını, internet üzerinden canlı yayınla iletişimi işaret ettiğini de gösteriyor bir bakıma. Bilimkurgu severler ise “Uzay Yolu” filmlerinden esinlenerek insanların ışınlanmalarından, insanların bulundukları yerde başka bir yerdeki olayı üç boyutlu olarak ekranlarda görerek ya da duyarak değil hissederek elde edeceği günleri tartışıyor.

İletişim sektörünün bugün geldiği yeri biraz düşünecek olursak, telefonların da bundan nasibini en çok alan ürün olduğunu kolayca söylemek mümkün. Bugün telefonlar asıl işlevi olan sesleri iletme dışında daha pek çok şeye yarıyor. Bundan 10 sene önce hayal dahi edemeyeceğimiz şeyler bugün sadece bir dokunuşla gerçek oluyor. Artık uzun yıllar evimizin bir köşesinde yer tutan telefonlar, ceplerimize girdi. İlk olarak telsiz telefonlarla başlayan bu süreç, şu anda en renkli ve görkemli dönemini yaşıyor.

Numarayı çevirmek için parmağımızı tuş halkasına taktığımızda rakamı saat yönünde çevirirken bir tıkırtı, raylar yuvasına geri dönerken bir başka tıkırtı çıkartırdı çevirmeli telefonlar… Zil sesi en sondayken çaldığında evdeki herkesi ayağa dikebilirdi. “Kırmızı Hat” ise en meşhurlarıydı. Beyaz Saray ile aramızda olduğu söylenen Kırmızı Hat söylemi de bu telefondan ötürü ortaya çıkmıştı… Her birisi ayrı bir nitelikteydi. Bugünse tozlu raflardaki yerlerindeler. Şu an piyasada bulunan cep telefonlarıyla ise müzik dinleme, TV izleme, fotoğraf çekme hatta hareketli görüntü alma şansına sahipsiniz. Cep telefonuyla internete giriyor, görüntülü konuşabiliyor, canlı yayına geçebiliyor ve alışveriş yapabiliyoruz… Dahası şu anki teknoloji gelecekte olabilecek gelişmelerin çok küçük bir kısmı bile değil. Gelecekte bizleri çok daha gizemli bir dünya ile birlikte o dünyanın yeni telefonları bekliyor olacak. Telefonlarınızı sessize alsanız da, bildirim gelmeye devam edecek…

Hazırlayan: Sezai Evans


The first transmitted sound: ALO

 

ALO is a magical word… According to rumor, it stands for A-lessandra L-olita O-swaldo. This was the name of a lover and over the years it became the first word whispered to a telephone. In a way, it was a priority for “love”. It transformed into an adventure with a story that binds people together while sharing stories, making people laugh or cry from time to time, bridging distances, inquiring after one’s health, kissing the hands of the elderly and the eyes of children…

 How happy we were when we first saw a television… Or when TRT 2 started broadcasting… Firsts are always welcomed with enthusiasm. This was what we felt when the rotary telephones first emerged thereby making magneto telephone sets history. This was a new step for the telephone which was the invention of the century for many people… Rotary phones had rapidly taken their place in the market… Just as rapidly, the term “dialing a number” found its place in the vocabulary of our beautiful Turkish language…

Very few things around us change as rapidly and dramatically as tools of communication. We still need to think of the past even though it is quite difficult to understand it in this day and age when we are benefiting from all means of modern life. They provide us with knowledge as to where we were and where we have arrived… Letters were the only means of communication about 120 years ago and it took weeks to receive a reply. Whereas now, we can use cell phones to communicate with anyone we want wherever we are even if we are underwater. Moreover, we can now talk face to face by way of mobile communication technologies… This revolution actually started with a telegraph that could send coded signals and verbal communication was not possible until the invention of the telephone in 1873. The second important stage was the wireless phone invented in 1896 by Marconi.

It would be fitting to continue with a word that has been identified with the telephone: ALO… ALO is a word that was use every day and telephones have taken their place in the most frequented corners of our homes as an indispensable tool of our daily lives. It stands for A-lessandra L-olita O-swaldo. This was the name of the lover of Alexander Graham Bell and over the years it became the first word whispered to a telephone. In a way, it was a priority for “love”. When Graham Bell invented the telephone he made the first direct line to the house of his lover. When the phone rang as he was working in his workshop, he knew that the caller could be none other than Allessandra Lolita Oswaldo; thus he would pick up the phone and say “Alessandra Lolita Oswaldo”.
Over time, Bell started abbreviating the name of his lover and started picking up the phone by saying “Ale Lol Os”. As his work got more intense, he shortened the name even more and found a two syllable name for her. This was “ALO” in short. Allessandra Lolita Oswaldo left Bell when she started feeling discomfort from the never ending experiments of her lover who thought of nothing but spreading out his new invention all over town.
Elderly Bell never went too far away from the phone hoping that his lover would one day call him again. In the meantime, the number of phone lines in the city had continued to increase. There were other people who called Graham Bell. But he still picked up the phone by saying ALO and he kept on repeating this phrase to anyone who called. In those days, almost everyone started saying ALO when they picked up their phones out of respect to the memory of Alexander Graham Bell. So the story of the word ALO that all of us keep on using dates back to those days…

So, how was the telephone invented? The telephone that is now part of our daily lives was invented 129 years ago on March 10, 1876. Communication gained a whole new dimension when it was declared to the world that Alexander Graham Bell had invented the telephone in 1876. Graham Bell invented this interesting device that carried sound from one place to the other as he was trying to overcome the silence of mute individuals. He could not do so, but he still manages every day to enable people to hear each other from miles away.

Graham Bell’s mother was deaf from birth. His grandfather and father dedicated years of their lives to individuals with hearing impairment. Especially his father tried to device means to teach deaf people how to talk even if they cannot hear. When his two brothers died of tuberculosis, his father immigrated to Canada out of fear for the health of his last son alive. Graham Bell went to USA after his father’s death to introduce and spread his work. After working for some time at a school raising linguistics teachers for the hearing impaired, he established his own school. His fame spread around like wildfire and Bell was invited to Oxford University as a visiting lecturer. In England, he read the book by the German Hermann Von Helmholz on the physiology of hearing. Thus, he focused on the idea that he might be able to transmit musical sounds by way of a cable. In the meantime, there were also other scientists who were working on the same issues. Ilisha Gray was one of these. After returning back from England, Bell was appointed as a Professor of Human Voice Physiology at Boston University. Bell combined his theoretical knowledge with technical support thereby developing tools that will enable individuals with hearing impairment to hear and he started working with an electrical engineer named Thomas Watson.

Bell and Watson discovered in 1875 that sound can be moved via a cable. However, the transmitted sound was incomprehensible. On February14, 1876 Bell and Gray made separate applications to receive the patent for the telephone. Bell was given the patent he desired on March 7. After receiving the patent numbered 174.465, Bell spilled acid on his pants from the battery that he was using to operate the telephone. He called Watson for help: “Mr. Watson, come here. I want to see you,” he said. Bell had thus made the first phone call 125 years ago on March 10 as he called his assistant for help and so made history. Watson heard the sound of Bell from the “telephone”. This invention brought him many awards. As he was battling to overcome the technical issues to develop his first handheld telephone, he was also giving a legal battle against Gray who had filed a suit against him. The telephone could come out of the workshop only 4 years later.

In 1880, Tainer who was assisting Bell tested the device they called radiophone. Tainer climbed on top of a school and shouted at Bell: “Mr Bell, Mr Bell… Stand in front of the window and wave your hat if you can hear me.” When Bell waved his hat, the telephone was already born and had started crawling. Eight years later, Connecticut was the first state that had a telephone network. Until recently, telephones were operated in Turkey by means of switchboards and clerks. In a very short period of time, telephone cables and poles started covering up the streets like spider webs. A total of 50 cross boards were mounted on a telephone cable on the streets where it was impossible even to walk. Telephones started entering our daily lives in interesting ways and it was introduced in this manner in a newspaper ad from that period: “Conversing is much easier through a telephone from the mouth to the ear…”

In 1915, Bell opened the first long distance telephone line between New York and San Francisco. His assistant Watson was there again at the end of the line. Bell had not forgotten that first day despite the many years that had passed. He said to Watson,

“Watson, come here. I want to see you”. Soon, a vehement battle ensued between the hotels that wanted to attract customers by benefiting from the potential of telephones. The hotels started to have their guests in the lobbies listen to music, theater, opera and concert halls via the “Theaterphone” line. Over time, it spread out to all homes and workplaces. And Graham Bell left his mark with the word: telephone… An author in 1893 wrote the following words with regard to his observations related with the advancements in telephones: “Humanity will soon succeed in seeing the artists and singers that we are now able to hear…” The author was right. Even though these words were interpreted as the longing for “television”, it is also an indication of cell phones with live communication over the internet. Whereas science fiction fans are now discussing human teleportation with inspiration from films such as “Star Trek” or the times when we will be feeling events in other parts of the world three-dimensionally instead of only seeing or hearing.

If we ponder on the progress that the communication sector has made, we can easily state that telephone has had the highest share from these developments. Today, phones are used for many other things besides their primary function of transmitting sound. Things that we could not even imagine a decade ago are now becoming reality with just a touch. Telephones that had long occupied a corner of our homes have now entered our pockets. This process that started with the first wireless phones is currently in its most colorful and glorious era.

One used to hear a rattle when dialing the numbers on the phones by rotating our finger clockwise followed by another rattle heard as the rails returned back to their respective spots… Everyone would bounce up if the ring tone was at the highest level. And the “Red Line” was the most popular. This was the reason for the Red Line rumor meaning a direct line between us and the White House… They were all unique. But today, they have taken their place on dusty shelves. You can now listen to music, watch TV, take photos and even capture moving images using the cell phones that are currently available in the market. We can access the internet, video chat, broadcast live and shop with our cell phones… Moreover, these do not even make up the slightest bit of the developments that might take place in the future. A much more mysterious future awaits us with brand new phones. You will continue receiving notifications even if you mute your phones…

Prepared by: Sezai Evans

Yorumlar

comments

Bu da ilginizi çekebilir

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı