“Melekler ve Şeytanlar”ın peşindeki macera: Roma

Her seyahat başlı başına bir macera elbette. Madem temamız macera; sizi dünyanın en heyecan verici, en popüler şehirlerinden birinde diğer seyahatlerinizden biraz farklı, gizemli bir serüvene davet etmek isterim. Buyursunlar…

Roma - Özgür Çakır

Roma – Özgür Çakır

Dan Brown’ın çok satanlar listesini aylarca meşgul eden kitabı “Melekler ve Şeytanlar”ı okuyanlar ya da aynı isimle beyaz perde uyarlanan ve Tom Hanks’in Profesör Langdon rolündeki efsane performansıyla yıldızlaştığı “Ron Howard” filmini izleyenler bir adım öne çıksın. Bu sayıda simge bilimci Profesör Langdon’un izinden giderek Bernini’nin “Aydınlanma Yolu”nu takip edecek ve bu sayede Roma’yı da keşfetmiş olacağız.

Roma - Özgür Çakır

Tarihin tozlu raflarındaki yerini çoktan aldığı sanılan meşhur ve bir o kadar da gizemli kardeşlik örgütü Illuminati tekrar sahneye çıkar. İsviçre’de faaliyet gösteren Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi CERN’de çalışan fizikçi Leonardo Vetra hunharca öldürülmüştür. Vetra’nın göğsüne ambigram şeklinde “Illuminati” damgası dağlanmış, fizikçinin üstünde çalıştığı “karşı madde” teknolojisi laboratuvardan çalınmıştır. Illuminati örgütü patlayıcı gücü bütün bir şehri havaya uçuracak kadar kuvvetli olan “karşı madde”yi Vatikan’da bir yere saklar.

Melekler ve Şeytanlar

Niyeti, Vatikan Kilisesi’nden bilimin ve geçmişin intikamını almaktır. Haşhaşin kod adlı katil, ölen Papa’nın yerine aday olan 4 preferiti kardinali kaçırarak her saat başı birini öldüreceğini duyurur. Son olarak da Vatikan’ı havaya uçuracağını söylemektedir. Bernini’nin Roma’yı nakşetmiş eserleri aslında Aydınlanma Kilisesi’ne giden yolun işaretleridir ve Illuminati’nin soğukkanlı katili kardinalleri belli şifreleri vererek doğanın dört mistik öğesini takip ederek öldürecektir: Su, hava, toprak ve ateş.

Roma

Bu tehdit üzerine Illuminati ve Rönesans konusunda en deneyimli araştırmacı olan simge bilimci Profesör Langdon, Vatikan’ın özel jetiyle apar topar Roma’ya getirilir. Roma sokaklarında, CERN’de öldürülen bilim adamının kızı Vittoria ile birlikte zamana karşı yarışa girer, 4 ana element ile şifrelenmiş mekânları çözerek cinayetleri ve Vatikan’a yapılacak saldırıyı önlemeye çalışır.

Roma

Hristiyanlığın merkezinde ihtişamlı bir gezinti: Vatikan

Vatikan‘ı da barındıran Avrupa’nın en özel başkentlerinden birindeyiz. Robert Langdon’ın da ilk durağı Vatikan’dı malumunuz. Aslında başlı başına bir gezi yazısının konusu olabilecek olan Vatikan’a biraz göz atalım: Hristiyanlığın Katolik mezhebinin yönetim merkezi olan bir devlet. Yerleşik nüfus 930 civarında. Dünyanın yüzölçümü olarak en küçük ülkesi. Mutlak monarşiye dayalı bir yönetim.

Roma

Devlet başkanı olarak Papa’nın sözleri yasa hükmünde. Vatikan’ın, 100 kişilik İsviçre vatandaşı ve Katolik olması şart olan geleneksel giysili muhafızlardan oluşan küçük bir ordusu var. Vatikan Türkiye’ye vize uygulamıyor. Aslında Vatikan hiçbir yere vize uygulamıyor. Böylece sembolik olarak misafirperverliğini ve Hristiyan davetkarlığını gösteriyor olabilirler, ancak Vatikan’a hava, deniz, kara vs. hiçbir şekilde direkt geçilemeyeceğini düşünürsek, İtalyan Schengen vize şartlarının geçerli olduğunu hatırlatalım.

ambigramlar

San Pietro Meydanı

Vatikan’la ilgili bütün görsellerde gördüğünüz geniş meydana herhangi bir kapıdan geçmeden varıyorsunuz. Büyük bir kalabalık, herkes bir köşede fotoğraf çekiliyor, herkese yetecek kadar alan var. Meydan çevreleyen kolonların üzerinde farklı azizleri simgeleyen heykelleri göreceksiniz. Vatikan seyahatinizden çıkaracağınız sonuçlardan biri: sayısız aziz ve hepsinin de kendine has önemleri var. Meydanın büyüklüğünde kendinizi küçük, çevreleyişiyle de güvende hissedeceksiniz. 

San Pietro Bazilikası

İçerisinde her köşesinden fırlayan gösterişli yapılar insanı etkiliyor. Hristiyanlık tarihinin gövde gösterisi. Zamanla genişletilmiş restore edilmiş. Bir bütün olarak tasarlanmadığı ve her tarafında zamanla farklı yapılar eklendiğini siz de fark edeceksiniz. Dilerseniz kubbesine çıkıp manzarayı seyredebilir, kendinizi Papa gibi hissedebilirsiniz. Merdivenle 6 €, asansörle 7 €.

Vatikan Müzesi

Müzeye girdiğinizde Vatikan ülkesi sınırlarına da girmiş oluyorsunuz. Müze zenginliği kadar iç mimarisiyle de çok etkileyici. Duvarlar, tavanlar, işlemeler mükemmel. Eliptik bir şekilde kıvrılan spiral merdiven yol inanılmaz. Giriş 16 €.

Sistine Chapel

Buraya varana kadar tavana ve duvarlara yapılmış resimlere doyduğunuzu düşünebilirsiniz ama müze içinde uzun bir yolculukla ulaştıktan sonra girdiğiniz andan itibaren, büyülenmiş şekilde kendinizi her milimetreyi incelerken bulacaksınız. Michelangelo tek başına, sade bir saray şapelini Hristiyanlığın en önemli dini yapılarından birini dönüştürmüş. Her resmin, simgenin İncil’de bir karşılığı var. Sistina Şapeli’nin şöhreti büyük oranda iç mekânını süsleyen bu fresklerden gelmektedir. En önemli ve meşhuru şüphesiz tavandaki “Adem’in Yaratılışı”. İçeride yüksek sesle konuşmak yasak, büyük ihtimaller güvenlik görevlisinin “şşşt”lerini ve “silenzio” diye seslenmesini duyacaksınız. Fotoğraf çekmek de yasak, fotoğraf makinesini eline alanlar hemen görevliler tarafından uyarılıyor. Zaten ayin şeklinde “no pictures, no video” seslerini de duyacaksınız. Ben sizin için risk aldım ve tavanı fotoğrafladım. Nefis değil mi?

En azından bir tam günü ayıracağımız 0.44 kilometrekarelik Vatikan turu bittiğine göre artık kahramanlarımızın peşinde Roma’ya geçebiliriz. Kardinaller bilimin temellerine ait sembollerinin bulunduğu yerlerde öldürülecek ve bu şekilde mesaj verilecektir. Kahramanımız romanda şöyle diyor: “Tarihin başlangıcından beri, bilim ve din arasında derin bir uçurum var olmuştur. Copernicus gibi sözünü sakınmayan bilim adamları, bilimsel gerçekleri açıkladıkları için kilise tarafından öldürüldüler. Din daima bilime zulmetti. 1500’lerde bir grup bilim adamı Roma’da kiliseye karşı savaştı. İtalya’nın en aydın kişilerinden bazıları-fizikçiler, matematikçiler, astronomlar- kilisenin hatalı öğretileri hakkında kaygılarını paylaşmak için gizlice buluşmaya başladılar. Kilisenin ‘gerçek’ üzerindeki tekelinin, dünyadaki akademik aydınlanmayı engellemesinden korkuyorlardı. Kendilerine ‘aydınlanmış kişiler’ diyerek, dünyadaki ilk bilimsel beyin takımını kurmuş oldular: Illuminati. Avrupa’nın en eğitimli zekâları kendilerini bilimsel gerçek arayışına adadılar. Katolik Kilisesi tarafından zalimce avlandılar. Bilim adamları sadece gizlilik konusundaki titizlikleri sayesinde hayatta kalabildiler. Anlatılanlar, akademik çevrelerde gizlice yayıldı ve İlluminati kardeşliği tüm Avrupa’dan akademisyenler edinerek büyüdü. Bilim adamları Roma’da Aydınlanma Kilisesi dedikleri muazzam gizli bir barınakta düzenli olarak buluştular.”

Galileo’nun işte bu gizemli toplantılar için Aydınlanma Kilisesi’ni kurduğunu ve bu kilisenin yerini ismi açıklanmayan bir üstadın şifreli işaretler ile gizlediğini söyleyerek bu yolu bulmaları gerektiğini düşünür. Langdon, Vatikan arşivinde kilisenin sansürlediği Galileo’nun “Diagramma” adlı eserde şu dörtlükle karşılaşır; “Şeytan Gözlü Toprak Santi Kabri. Roma’da ara mistik öğeyi.
Işık Yolu Hazır, Kutsal Sınav.
Melek Rehberliğinde Yüce Av.”

Pantheon

Ön ismiyle ünlenen Raffaello’nun soyadı Sanzio yani Santi’dir. Dr. Langdon dörtlüğün ilk cümlesinde bahsi geçen Santi’nin dönemin ünlü sanatçısı Raffaello olduğunu hemen anlamıştır. Raffaello’nun kabri de Roma’nın en eski ruhani yapısı olan Pantheon’dadır. Ayrıca Pantheonun kubbesinde gün ışığını alması için bırakılan bir açıklık var.

Roma

Şeytan gözü başka ne olabilir ki? Rotamızı Pantheon’a çevirebiliriz. Vatikan’dan çıkıp Tiber Nehri’ni geçerek eski Roma muhteşem sokaklarında yol almanın hatta kaybolmanın vaktidir. Telefonunuzu kapatın, elinizde fotoğraf makinenizle her şeyi geride bırakarak birkaç saatinizi umarsızca kaybolmaya harcayın, korkmayın tüm yolların Roma’ya çıktığı gibi Roma’da da tüm yollar sizi merkezi bir yere çıkaracak damağınızda enfes bir tat eşliğinde. Tarif etmeye kalkışmayacağım nasılsa cebinizde haritanız var değil mi?

Roma - Özgür Çakır

Zaten Pantheon’un etkileyici dış cephesini görünce ıskalamanız imkânsız. Pantheon, Antik Roma’nın tüm tanrıları için yapılmış olan, mimarisinde pagan izleri de bulunan devasa bir tapınak. Tüm Roma yapıları içinde en iyi korunmuş olanı ve muhtemelen de dünyada döneminin en iyi korunmuş binası. 43 metre çapındaki devasa kubbenin tam ortasındaki yuvarlak açıklık ve içeriye düşen geniş ışık huzmesi ile ruhani havasını içerdeki yüzlerce turiste rağmen koruyabilen tapınak gerçekten görülmeye değer. Büyüleneceksiniz.

Roma dondurması yiyin

Pantheon’a kadar gelmişken önündeki meydanın biraz ilerisinde Via della Maddalena’da bulunan Galeteria Della Palma yüzlerce çeşit Roma dondurmasıyla, çikolata evle karşılaşan Hansel ve Gretel gibi hissetmenizi sağlayacak. Kaçırmayın.

Gelelim kahramanlarımıza…

Profesör Langdon ve Vittoria, Haşhaşin’i burada bulabileceklerini umarak Roma polisi ile birlikte Pantheon’a gelirler. Dikkat çekmemeye çalışarak turist kılığında el ele içeri girerler ve Raffaello’nun mezarını incelerler. Etrafta şüpheli bir şey yoktur. Bu sırada Vittoria’nın bir şey dikkatini çeker. Rafaello’nun mezarı Pantheon’a 1759’da getirilmiştir. Oysaki Diagramma 1639’da yayınlanmıştır. O halde Diagrama’da geçen yer burası olamaz. Sayaç geriye doğru işlemektedir ve önemli bir vakit kaybı yaşanmıştır.

Santa Maria Delle Poppolo Kilisesi

Kahramanlarımız ilk cinayet yerinin Raffaello’nun kendi mezarı değil ama onun tasarladığı bir mezar olabileceğini düşünürler ve Raffaello’nun hamisi Banker Chigi için bir şapel tasarladığını öğrendiklerinde taşlar yerine oturuverir. Bu şapel Poppolo Meydanı’nda bulunan Santa Maria Della Poppolo kilisesinin içindedir. Gerçekten de şapeli bulduklarında bu şapelin her yerinde Illimunati’ye ait izlerin bulunduğunu görürler. Pagan sembolleri, elipsler, ışıklı yıldızlar ve şapelin iki tarafında mükemmel bir simetriyle 3 metre yüksekliğinde iki adet mermer piramit. Bir Hristiyan şapelinde piramitlerin ne işi olabilir?

Roma - Özgür Çakır

Her yer Illuminati izleriyle doludur ve doğru yerde olduklarından artık emindir Dr. Langdon. Biraz ileride “ölülerin yükselişi”ni betimleyen titiz ayrıntılara yer verilmiş bir iskelet şeklindeki mermer mozaik kenara doğru kaydırılmış ve yerde bir delik açılmıştır. Şeytan gözü Pantheon’un tepesindeki açıklık değil bu olmalı! Gerçekten de şapelin altında bulunan ve Illuminati’nin önemli maddi destekçilerinden olan banker ve ailesine ait cesetlerin kemiklerinin saklandığı yer, kardinalin son nefesini verdiği yer olmuştur.

Roma - Özgür Çakır

Katil kendilerinden önce gelmiş ve kardinali öldürerek bu deliğin içinde yarıya kadar toprağa gömülü, göğsü damgalanmış (“earth” ambigramı) ve ağzı toprakla dolu bir şekilde boğulmuş olarak bırakmıştır. İlk kardinali kurtaramamış olan kahramanlarımız için vakit daralmaktadır.

Piazza del Popolo

Ünlü Popolo Meydanı sokak sanatçılarının da uğrak yeri ve güzel vakit geçirebileceğiniz bir yer. Kilise, Piazza Del Poppolo Meydanı’nın girişinde bulunan tarihi kapının hemen solunda. Meydanın diğer tarafından bulunan şatafatlı kiliselere aldanmayın. Poppolo Kilisesi dışarıdan oldukça gösterişsiz ve kilise olduğu bile anlaşılmayan bir yer. Popularitesi de Melekler ve Şeytanlar’dan sonra artmış bir durak. Ambigram, diğer bir deyişle tersine çevirme (inversion): sunulduğu şekliyle okunabildiği gibi, tam tersine çevrildiğinde de okunabilen grafiksel figürlerdir.

Roma - Özgür Çakır

Şapelin iç süslemelerinin Bernini tarafından tasarlandığını yazan levhayı görünce öğrenince kahramanlarımız şok geçirir. Çünkü Bernini Vatikan tarafından korunan özel bir heykeltıraştır ve neredeyse ömrünü Vatikan’da geçirmiştir. Ama levhada apaçık yazmaktadır. Bu durumda Aydınlanma Yolu’nu tasarlayan kişi Illuminati’nin gizli sanatçısı meçhul usta Bernini’nin ta kendisi!

Roma - Özgür Çakır

Katolik şapellerine sanat eserlerini koyma ve Aydınlanma Yolu’nu yapma nüfuzuna sahip olan kişi ünlü ve imtiyazlı bir Vatikan sanatçısından başka kim olabilirdi ki? O halde bilimin ikinci mihrabının ipucu da burada olmalıydı. Taşlar yerine oturuyordu. Elbette. Bernini tarafından yapılmış “Habakuk ve Melek” isimli heykel bu küçük ve gösterişsiz kilisenin en bilinen eseriydi.

Roma - Özgür Çakır

Peygamber de melek de parmaklarıyla uzağı ama iki farklı yönü işaret ediyorlardı. Hangisini takip edecekleri Diagramma’daki dörtlüğün son mısrasındaydı: Meleğin Rehberliğinde Yüce Av. Meleğin parmağı güneybatıyı işaret ediyordu. Güneybatıda ikinci sembol olan hava ile ilgili ne olabilirdi ki?

Hemen bir harita getirilir. Konu Bernini olunca meleğin parmağının açısının kusursuz olduğundan şüphe yoktur. Ancak ilginç bir şekilde kiliselerle bezeli açık hava müzesi olan eski şehir merkezinde haritaya çekilen çizgi üzerinde Vatikan’a dek herhangi bir kilise de yoktur. Langdon sesli bir şekilde düşünmeye başlar.

Roma - Özgür Çakır

Aslında San Pietro da bir kilisedir ama cinayetler halka açık bir yerde işlenecektir. Dört preferiti kardinal kaçırılmış, diğerleri Sistin Şapel’inde toplanmış ve adayların olmadığı bir papa seçimini sürdürürken teyakkuz halinde olan Vatikan duvarları olduğundan daha da geçilmez ve halka kapalı olmalıydı. Ama zaten çizgi de San Pietro’dan değil meydandan geçiyordu ve meydan halka açıktı. Meydanda Bernini’ye ait bir heykel yoktu. Hatta heykel yoktu.

Roma - Özgür Çakır

Meydanın ortasında bir dikilitaş vardı. Yüce Piramit sözü bu dikilitaşı mı anlatıyordu? Olsa bile Bernini’ye ait değildi. Üstelik “hava”yla bir ilgisi yoktu. Ayrıca şiir ne diyordu? “Roma’da ara mistik öğeyi”. San Pietro Meydanı Vatikan şehrindeydi Roma’da değil. Olanları sessizce izleyen bir muhafız düzeltme ihtiyacı duyar: “Bu daima tartışma konusu olmuştur. Haritaların çoğunda meydan Vatikan’a aitmiş gibi gösterilse de şehrin duvarlarının dışında kaldığı için aslında Roma’ya ait olduğunu iddia eden çoktur.”

Roma - Özgür Çakır

Aynı muhafız konuşmalara kulak misafiri olduğu için uzun yıllar çalıştığı ve her metrekaresini bildiği meydanla ilgili bir şeyi hatırladığını söyler. Bir heykel değil ama yerde elips şekilli bir rölyef ve üzerinde hava üflemekte olan bir melek yüzü tasviri. Taşlar yerine oturmuştur. Heykel yoktur ama Bernini zemine heykelin yarısı kabul edilen bir rölyef koyarak dehasını bir kez daha ispatlamıştır: Respiro di dio (Tanrı’nın Nefesi) adıyla da bilinen West Ponente (Batı Rüzgarı). Evet ikinci element “hava”nın simgesi bu rölyeftir: Tanrı’nın Nefesi. Bilimin ikinci mihrabı dünyadaki en büyük kilisenin önündeki meydana, meydan okurcasına cesurca yerleştirilmiştir.

Peki ama Papalık seçiminin sonucu bekleyen binlerce Katolik tarafından doldurulmuş meydanda onlarca canlı yayın yapan kameranın önünde bir prefereti kardinal cinayeti nasıl gerçekleşecektir? Meydana vardıklarında Langdon, Haşhaşin’in vazgeçebileceğini düşündüğü anda küçük bir kız çocuğunun çığlığı ile yanıldığını anlar. Katil, kardinali düşkün bir evsiz kılığına sokup yardım ediyor görüntüsü vererek Dikilitaş’a kadar getirmiş ve göğsünde ambigram hava mührünü önceden basarak acıdan bayılttığı kardinalin tam zamanında her iki akciğerini delerek “hava”sızlıktan ölmesini sağlamıştır.

Santa Maria Della Vittorio Kilisesi – Azize Theresa’nın Vecdi

San Pietro Meydanındaki Batı Rüzgârı, doğuyu göstermektedir ve şüphesiz bu bir işarettir. Ancak bir önceki çizginin aksine eski Roma’yı kesen doğu hattında sayısız kilise, sayısız tarihi eser vardır. Üçüncü sembol “ateş”tir. İki muharebe kaybedilmiştir ama savaş devam etmektedir.

 

Dr. Langdon Vatikan arşivlerindeki tehlikeli(!) bir araştırması neticesinde, Bernini’nin yaptığı Azize Theresa’nın Vecdi isimli heykelin erotik çağrışımları olduğu için Vatikan’dan çıkarıldığını ve yine Bernini’nin önerisi ile Santa Maria Della Vittoria kilisesine yerleştirildiğini fark eder. Üstat kasıtlı olarak Vatikan için müstehcen sayılabilecek bir heykel yapmış ve nüfuzuyla bunu aydınlanma yolunun işareti olacak şekilde istediği noktaya yerleştirmiş olmalıydı.

Heykel, Azize Theresa’nın uykusunda bir melek tarafından ziyaret edildiğini ve meleğin ona ateşli mızrağını sapladığı anını anlatıyordu. Bu ziyaretin manevi değil cinsel içerikli olduğu da sıkça iddia edilmişti. Azizenin ifadelerinde sürekli “ateş” geçerken bu ateşli ziyareti yapan melek de “Ateş dolu” anlamında olan Seraphim’di. Yanılıyor olamazlardı, üçüncü cinayet burada işlenecekti.

 

Langdon, Vittoria ve İsviçreli muhafızların başı Olivetti hızla kiliseye ulaşırlar. Haritadaki çizgi kiliseden hemen önce Barberini Meydanı’ndan geçmektedir. Ve Bernini zamanında bu meydanda da metro inşaatını çökertebileceği korkusuyla yeri değiştirilene kadar tıpkı Piazza Popolo ve San Pietro Meydanı gibi bir dikilitaş yükselmektedir. Langdon’ın hiç şüphesi kalmamıştır, Haşhaşin onları Santa Maria Della Vittorio’da beklemektedir.

Kiliseye vardıklarında işler karışır. Üçüncü kardinal de kilisenin orta yerinde üst üste yığılmış ve ateşe verilmiş ahşap sıraların üstünde göğsünden damgalanmış (“fire”) ve çarmıha gerilmiş gibi kablolarla yukarıya asılmış bir şekilde yavaş yavaş yanmaktadır. Çatışma çıkar. Haşhaşin Olivetti’yi öldürür, Langdon’u etkisiz hale getirir ve Vittoria’yı kaçırır.

Kilise genelde Roma’da görülecek yerler listesinde yer almaz. Ancak kitap sayesinde ünlü olan bu kiliseye yine Metro’nun A hattına binip Berberini veya Republica duraklarında inerek ulaşabilirsiniz. Republica’da inip Berberini Meydanı’na doğru yürürseniz çok güzel sokaklarla karşılaşacaksınız. Republica’dan Vittorio Emmanuel Anıtı’na doğru giden cadde üzerinde de güzel mağazalar var. Meşhur İspanyol Merdivenleri’nin ve Aşk Çeşmesi’nin de yakınlarda olduğunu hatırlatalım.

İspanyol Merdivenleri

Trinita dei Monti Kilisesi’ne çıkan merdivenler hem her yerden taşan pembe çiçekleri, genişliği ve mimari güzelliğiyle hem de sürekli bulunan müzisyenlerin ezgileriyle vakit geçirmek ve soluklanmak için ideal. Biraz kalabalık olsa da özellikle akşamüstleri için çok doğru bir seçim. Hiçbir şey bulamazsanız marketten alacağınız biralarla merdivenler üstünde sosyalleşmek çok keyifli olacaktır. Tabii ki daha kolay paylaşılması ve davetkârlığı nedeniyle yine marketten alınası bir şişe şarap tercih ve öneri sebebidir.

Fontana di Trevi

Aşk çeşmesi olarak da bilinen bu görkemli yapı 26 metreye yaklaşan yüksekliği, 20 metre civarı genişliği ile Barok mimarinin ve heykel sanatının en güzel örneklerinden. Hatta belki de yeryüzünde göreceğiniz insan yapımı en güzel şeylerden biri olacak. Mutlaka gündüz ve gece ayrı ayrı görmelisiniz. Arkanızı dönüp omuzunuzun üstünden çeşmeye para atarak dilek dilemek adetten. Bizden hatırlatması…

Gelelim yalnız kalan kahramanımıza… Üçüncü kardinal cinayeti de önlenememiştir. Dördüncü simge “su”dur. Suyu anlatmak için en güzel sembol çeşme olsa gerek diye düşünür ama Roma bir çeşmeler şehridir. Langdon çaresizdir. Vittoria kaçırılmış, güvenlik şefi öldürülmüştür. Artık tek başınadır. Heykeldeki meleği havada tuttuğu mızrak yine bir yön göstermektedir. Ancak bu yönde o kadar çok çeşme vardır ki Langdon fikir yürütemez. İtfaiyecilerden aldığı harita üzerinde Aydınlanma Yolu’nun bundan önceki duraklarını işaretlediğinde önemli bir şeyi fark eder. İşaretler birleştiğinde harita üzerinde bir haç sembolü oluşmaktadır ve dördüncü nokta ise Navona Meydanı’nın tam ortasına denk gelmektedir.

Navona Meydanı’nın tam ortasında ne vardı peki: tabi ki Bernini tarafından tasarlanmış Dört Irmak Nehri heykeli. Yine bir obelisk ve bunun altında dünyadaki 4 kıtanın 4 büyük nehrini tasvir eden bir başyapıt. Su için, bilimin üçüncü mihrabı için bundan daha güzel bir sembol olamazdı. Langdon vakit kaybetmeden meydana gider. Bu defa vaktinde gelmiştir. Haşhaşin zincirlere bağlanmış kardinali suya gömerken oradadır. Ancak Haşhaşin beklediğinden sert çıkar. Önce kardinali çeşmede boğar sonra da Langdon’u boğduğunu zanneder ve oradan kaçar.  Suda kabarcıklar çıkarması için havuzun dibine döşenen ve hava pompalanan plastik hortumlar profesörün hayatını kurtarmıştır.

Piazza Navona, Roma’nın en turistik noktalarından bir tanesi. Centro Historico denen tarihi bölgede, Pantheon’a oldukça yakın bir yerdeyiz. Sokaka sanatçıları, ressamlar, müzisyenler, falcılar ve kafelerle dolu, çok hareketli, bir yandan da çeşme ve heykelleriyle masalsı görünümlü, mutlaka uğranması gereken bir meydan, aslında eski bir antik Roma arenası.

Bilimin dört mihrabının izini sürmüş ancak kardinalleri kurtaramamış olan Langdon, Haşhaşin’in hep bir adım gerisinde kalsa da Aydınlanma Yolu’nu doğru takip etmektedir. Kardinalleri kurtaramasa da Vitorria katilin elindedir ve gece yarısı olduğunda havaya uçacak bir Vatikan Şehri ile birlikte alanda Papalık seçiminin sonucunu bekleyen on binlerin hayatı söz konusudur.

Castel San Angelo: Melekler Kalesi

Castel San Angelo; Tiber Nehri’nin hemen kıyısında yer alıyor. Fatih Sultan Mehmet’in şehzadesi Cem Sultan’ın da mahkûm olduğu, Papa’nın evi ve hapishane olarak kullanılmış Roma Kalesi. Buraya San Pietro’dan yürünerek gelinebileceği gibi Piazza Navona’dan da yürünerek gelinebilir. Hikâyeyi takip ederek Navona’dan yürüdüğünüzde arka sokaklardaki hazineleri keşfeder ve büyüleyici Melekler Köprüsü’nden geçersiniz. Çeşmenin üzerindeki dikilitaşın üzerinde yalnız başına duran bir kumru olduğunu fark eden Langdon’un bunun Pagan inancına göre Barış Meleği olduğunu anlaması uzun sürmez. Yine melek önderliğindedir! Kumrunun yanına kadar tırmanan Langdon, kumrunun baktığı yönde eski ve çok tanıdık bir yapıyı görür. Vatikan’ı korumak için yapılan Melekler Kalesi (Castel San Angelo) ve Melekler Köprüsü’nden (Ponte Angelo)geçen Bernini’den başkası tarafından yontulmamış on iki büyük melekle süslenmiş dramatik bir yol. Kalenin en tepesinde duran dev bronz melek heykeli de mızrağı ile kalenin tam merkezini işaret etmektedir. Çok bariz, çok nettir. Sinsi bir basitliği vardır hatta. Illuminati örgütünün sığınağı, aydınlanma kilisesi gizli bir kuytuda değil, herkesin gözleri önündedir. Langdon kaleye gider, Haşhaşin ile son düellosunu yapar ve Vittoria’yı kurtarır. Ancak halen daha Karşı Madde’nin yeri bulunamamıştır. Sistine Şapeli’nde papalık seçimi için bir araya gelen kardinallerin endişeli bekleyişi devam etmektedir. Illimunati, Hristiyanlığın üzerine inşa edildiği ve en kutsal kişilerinden sayılan Aziz Petrus’un (San Pietro) kilisesini ve mezarını hedef almıştır.

Vatikan’da başlayan yazımız Vatikan’da sonlanıyor. Peki, hikayenin sonunda ne mi oluyor? Kitabı okumayan ya da filmi izlemeyenler için daha fazla “spoiler” vermeyelim. Çünkü şimdiye kadar okuduklarınız kitabı okumanıza ya da filmi seyretmenize engel değil bilakis rehber sayılabilir. Kitabı zaten okumuş ya da filmi izlemiş olanların bile başka bir gözle tekrar bir tur daha yapmak isteyeceklerinden eminim.

 

 Gündüz gördüklerinizi bir de gece görün
Roma’nın gecesi de gündüzü de ayrı güzel ama birçok yapıyı ışıklandırmalarıyla görmeyi kesinlikle kaçırmayın. Şehirdeki tüm turistik yapılar çok güzel ışıklandırılmış ve tüm gece tekrar aynı keyifle gezebilirsiniz. Castel San Angelo bu yapılardan bir tanesi daha karşılayabilir sizi. Kim bilir? Şimdilik Ciao! Arrivederci!

İtalyan mutfağının tadını çıkarın

Pizzalar, makarnalar, risottolar, lazanyalar, makarna sosları, ricotto peyniri, deniz mahsulleri, enginar, kabak çiçeği, taze meyveler, şarap, espresso… Roma’da ne yenir sorusunun çoklu cevaplarından. Dünya’nın en meşhur, yaygın ve en zenginlerinden biri olan yeme içme kültürü İtalya’nın başkentindesiniz.

Roma’da Romalılar gibi davranıp (bkz:”when in rome, do as the romans do”) pizza yerken lokallerle birlikte takılmak isteyenlere iki önerim var. İlki “Pizzeria Formula Uno.” Semtin abileri ve üniversiteli gençlerle birlikte birahane kılıklı, ahşap masalı salaş bir pizzacıda odun fırını mamulü pizza ve modifiye kızartılmış kabak çiçeği dolması gibi bir takım Roma mutfağı spesiyallerinin tadına bakmak paha biçilemez türden bir deneyim. San Lorenzo’da Termini İstasyonu’nun hemen arkasında, yürüme mesafesinde Via Degli Equi’de… Bir diğeri ise “Piramide İstasyonu”na yakın Via del Porto Fluviale 22 numarada yer alan ve caddeyle aynı ismi taşıyan restoran “Porto Fluviale Ristorante Pizzeria.” Napolitana ya da Romana fark etmez, pizza tercihinizi yapın ve turistlerden uzak, gerçek fiyatlarıyla İtalyan mutfağının tadını çıkarın.

Plan yaparken siestayı unutmayın

Aşırı turistik yerler dışında çoğu restoran da dahil olmak üzere 2’den 6’ya kadar siesta vakti. Özellikle öğle yemeğini restoranda planlıyorsanız 2’den önce yiyin. Bu aralıkta büfe, market, cafe gibi yerlerde atıştırabilirsiniz.

Su şişeniz olsun

Roma, sokak çeşmeleriyle meşhur. Avrupa genelinde suya para vermeyeceğimiz en güzel şehir. Suyu almaya kalktığınızda da bir hayli pahalı. Bu yüzden mutlaka bir şişe ile gezin ve her yerde rahatlıkla bulacağınız çeşmelerden suyunuzu tazeleyin. Şehirde yapılacaklar listesinin önemli aktörlerinden biri hikâyemizin güzergâhı dışındaydı ama bu kendisini anmayacağımız anlamına gelmiyor.

Roma - Özgür Çakır

 Collosseum Melekler ve Şeytanların peşindeki macera Roma Melekler ve Şeytanların peşindeki macera Roma

Dünya’nın 7 harikası listesinde de yer alan en büyük anfi tiyatrosu ve elbette Roma’nın en ikonik yapısı. 55.000 kişi kapasiteli. 72 yılında böyle devasa bir yapının yapılmış olması gerçekten şaşkınlık verici. Çevresindeki Roma Forumu ve Konstantin Arkı birlikte muazzam bir yapı. Gladyatör dövüşlerinin yapıldığı yerde olduğumuza göre çevredeki gladyatörlere şaşırmamalı değil mi? Fotoğraf çektirmek minimum 1, Collosseum’un giriş ücreti ise Roma Forumu ile birlikte 12 €. Roma’yla ilgili söylenecek daha sayfalar dolusu şey var tabi ama bu zaten bir gezi yazısı da sayılmaz değil mi? dergi bursa’nın ilerleyen sayılarında belki bir Roma yazısı…

Melekler ve Şeytanların peşindeki macera Roma Melekler ve Şeytanların peşindeki macera Roma

 

Yorumlar

comments

Bunu da sevebilirsin

To Rome With Love

Aşk dolu Avrupa turu

  Dikkat çekici kadrosu ile göz dolduran “To Rome with love” (Roma’ya Sevgilerle) filmi, Woody …

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
X