Mudanya Belediyesi
Neskar Otomotiv
Sur Marka AVM

Göklerin özgür kadını – Sabiha Gökçen

 

 Sabiha Gökçen

Yaşadığı dönemde kızların askeri okullara alınmıyor olması bile onu engelleyememiş, Sabiha Gökçen ismi tarihe, “dünyanın ilk kadın savaş uçağı pilotu” ve Türkiye’nin ilk kadın pilotlarından biri olarak geçmişti. Hayatı boyunca birçok ilke imza atan Sabiha Gökçen, doğduğu kent olan Bursa’nın ve Türkiye’nin göklerdeki onuru olmakla kalmamış; dünya tarihine adını yazdıran 20 havacıdan biri olmayı da başarmıştı.

Sabiha Gökçen

“Beni çok mutlu ettin. Şimdi artık senin için planladığım şeyi açıklayabilirim. Belki de dünyada ilk askerî kadın pilot olacaksın. Bir Türk kızının dünyadaki ilk askerî kadın pilot olması ne iftihar edici bir olaydır, tahmin edersin değil mi? Şimdi derhal harekete geçerek seni Eskişehir’deki Tayyare Mektebi’ne göndereceğim. Orada özel bir eğitim göreceksin.” Uçuş eğitimleri sırasında onu izleyen manevi babası Atatürk’ün bu sözleri onun hayatını baştan aşağı değiştirmişti. Sabiha Gökçen ve Mustafa Kemal Atatürk

Edirne Defterdarı olarak görev yapan babası Hafız İzzet Bey’in, “Jön Türk” olduğu gerekçesiyle sürüldüğü Bursa’da, 22 Mart 1913’te doğdu Sabiha Gökçen. Bursa işgalinin o zorlu yıllarında henüz 9 yaşında olan Sabiha, bu dönemde annesi ve babasını kaybedince abisi ile yaşamaya başladı. Yatılı bir okula gidip eğitim almak istiyor ancak abisini bu konuda ikna edemiyordu. 12 yaşına girdiği 1925 yılında bir gün, Bursa ziyaretlerini kolladığı, dönemin cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün evlerinin yakınındaki Hünkâr Köşkü’ne geldiğini öğrendi. Onun karşısına çıkacak ve okumak istediğini söyleyecekti. Atatürk’ün kendisine yardım edeceğini biliyor, bir çözüm yolu sunacağına inanıyordu. Muhafızları, askerleri aşıp Atatürk’ün yanına ulaşmayı başardı. Askerler onu yakalamak üzereyken Atatürk durumu fark etti ve Sabiha’ya ne istediğini sordu. Sabiha heyecanla “Okumak istiyorum efendim” diyebildi. Atatürk ona manevi kızı olmayı teklif etti ancak Sabiha, böyle bir şeyi abisine danışmadan evet diyemezdi. Durumu ve Sabiha’nın hassasiyetini anlayan Atatürk vakit kaybetmeden abisiyle konuştu. Onun da rızasını aldı ve Sabiha’yı yaşadığı zor şartların içinden çıkartarak Çankaya’ya götürdü. Sabiha için artık her zaman hayalini kurduğu gibi bir eğitim alabileceği yepyeni bir hayat başlamıştı. Atatürk’ün diğer manevi çocukları Zehra, Afet ve Rukiye onun yeni kardeşleri olmuştu ve o da bundan sonraki yaşamını bir “Ata kızı” olarak sürdürecekti. Aklında tek bir şey vardı: Ata’ya, onun kendisine sunduğu, hayal bile edemeyeceği bu imkânlara, onun kılavuzluğunda yaşayacağı yeni hayatına layık, çalışkan, faydalı ve iyi bir insan olmak. 

Sabiha Gökçen

Ankara’da köşkün bahçesindeki Çankaya İlkokulu’nda diğer kardeşleriyle birlikte başlayan eğitimine Arnavutköy Amerikan Kız Koleji ve Üsküdar Amerikan Lisesi’nde devam etti. Bir süre Fransızca öğrenmek için Paris’e de giden Sabiha, öğrenim gördüğü yıllarda hastalanarak eğitimini yarım bırakmak zorunda kaldı. Yurtiçinde ve yurtdışında tedavi gördü. Kendini daha iyi hissettikten sonra ise kurtarıcısı ve son nefesine dek babası bildiği Atatürk’ün yanından hiç ayrılmadı. Sanıldığı gibi pilot olduktan sonra değil, 1934 yılında çıkan Soy Adı Kanunu ile birlikte, Atatürk’ün önerisiyle “Gökçen” soy adını almış ve bir nevi geleceğine dair ilk adımı bu şekilde atmıştı. Bu dönemde Atatürk tarihe geçen sözlerinden birini daha söylemiş ve “İstikbal göklerdedir” diyerek havacılığın önemini vurgulamıştı. Bu anlayıştan yola çıkan Atatürk, dünyanın ilk sivil havacılık örgütü olan Türk Tayyare Cemiyeti’nin kurulmasını öncülük etti. Öngördüğü gibi, 1. Dünya Savaşı’nın ardından havacılık büyük bir önem kazanmış ve ulusların geleceğini belirleyen bir unsur haline gelmişti. Artık Türkiye’nin gündemi havacılıktı.

Sabiha Gökçen

Sabiha Gökçen, soy adını alışından bir yıl sonra hayatını şekillendirecek olan ikinci adımı atarak Türkkuşu’nda paraşüt ve planörcülük eğitimi almaya başladı. Aynı yıl 6 aylık planörcülük eğitimi için Rusya’daki Koktebel Yüksek Planörcülük Okulu’na giren bir 7 kişiden oluşan Türk grubu arasındaki tek kız öğrenci oldu. Pek çok projenin hayata geçirildiği bu dönemde, her yeniliğin, ilkin özellikle kadınlar tarafından hayata geçirilmesini destekleyen Atatürk, kadın haklarına ve gençliğe çok önem veriyordu. Bu düşüncelerine manevi kızı Sabiha hakkında kurduğu hayalleri gerçekleştirerek hayat verdi. Atatürk’ün kendisine güvendiğini ve cesaretine inandığını bilen Sabiha Gökçen, önceleri eğlence olarak gördüğü uçuş deneyimlerini büyük başarılara dönüştürdü. Manevi kız kardeşi Zehra’nın ölümüne kadar şevkle çalışan Sabiha Gökçen, bu haberi aldıktan sonra evine döndü ve bir nevi hayata küserek her şeyden elini ayağını çekti. Koktobel’den Moskova’ya geçmeyi, eğitimine burada devam etmeyi düşünürken kardeşinin ölüm haberiyle dünyası alt üst olan ve uzun süre kimseyle görüşmeyen Sabiha Gökçen, Atatürk’ün ısrarları ve teşvikleriyle yeniden çalışmalara başladı. Manevi kızının uçuş eğitimlerini gururla izleyen Atatürk, onu Eskişehir Askeri Hava Okulu’na göndererek burada özel bir eğitim almasını sağladı. Eskişehir’de Muhittin Bey ve Sami Uçan’dan özel eğitimler alma imkanı bulan Sabiha Gökçen 25 Şubat 1936’da ilk kez motorlu uçak ile uçmaya başladı. Eskişehir’de 1.Tayyare Alayı’nda bir süre staj yaparak avcı ve bombardıman uçakları ile uçtu. Kızların askeri okula alınmadığı bir dönemde yaşıyor olmak bile Sabiha Gökçen için bir engel değildi, olmamıştı. O, Atatürk’ün rehberliğinde ülkesi için, gelecek kuşak için ve tüm kadınlar için uçuyor; çalışmalarını, Türk kadınının her alanda başarılar elde edebileceğinin kanıtı olarak sürdürüyordu.

Sabiha Gökçen

Elde ettiği askeri başarıların sonucunda Gökçen artık resmen “askeri” bir pilottu. Türk Hava Kurumu tarafından, 1937 yılında Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı’nın da katıldığı bir törende kendisine Murassa (İftihar) Madalyası verildi. 30 Ağustos 1937’de ise askeri uçuş brövesi almaya hak kazandı. Sabiha Gökçen, Atatürk’ün Türk kadını için düşündüğü tüm gelişmelerin ve gelecek nesiller hakkında kurduğu hayallerin bir ispatıydı. Bir yıl sonra Balkanlar’dan aldığı davete Vultee-V tipindeki uçağıyla katılarak İstanbul, Atina, Selanik, Sofya, Belgrad, Bükreş ve İstanbul rotasını takip ettiği 5 günlük bir Balkan turuna çıktı. Kısa süre içinde yalnızca Türkiye’de değil tüm dünyada “göklerin kızı” olarak anılmaya başlamıştı Sabiha Gökçen. Tüm dünyada Türk kadınının başarılarının, yeteneklerinin, azminin bir sembolü haline gelmişti. Bugünün son teknolojilerinden eser bile olmadığı bir dönemde, yalnızca sezgileriyle hareket ederek göklerde süzülüyor, ülkesini gururlandıracak askeri başarılar elde ediyordu. Hayatı boyunca kendisi üzerindeki emeklerine layık olmak için çalıştığı manevi babası Atatürk’ün ölümüyle sarsılan Sabiha Gökçen, Atatürk’ün izinde yaşamaya devam etmeye ant içti. Türk Hava Kurumu bünyesindeki uçuş okulu olan Türkkuşu’nda başöğretmen tayin edildikten sonra 1955 yılına kadar verdiği eğitimlerde gençleri onun ışığıyla aydınlatmak ve Atatürk’ün hayal ettiği bir gelecek için çalışmaya devam etti.

Sabiha Gökçen

Başarılarla dolu hayatına bir de evlilik sığdırdı Sabiha Gökçen. Ancak, 1940 yılında evlendiği meslektaşı Kemal Esiner ile mutlulukları çok uzun sürmedi. Evlendikten 3 yıl sonra, Doğu Anadolu’daki görevi sırasında yakalandığı hastalığa yenilen Esiner’in ölümü, Sabiha Gökçen için bir yıkım daha demekti. Bir daha hiç evlenmedi. 1953 ve 1959 yıllarında kendisine gelen davet üzerine Amerika’ya giden Gökçen, burada Türk toplumunu ve Türk kadınını başarıyla temsil etti. 1991 yılında Uluslararası Havacılık Federasyonu Altın Madalyası’nı almaya hak kazandı. 1996’da ise Amerika’da düzenlenen Kartallar Toplantısı’na onur konuğu olarak katıldı ve burada dünya havacılık tarihine adını yazdıran 20 havacıdan biri, ilk ve tek kadın havacı oldu. 1997 yılında Hava Kuvvetleri Şehitleri için kurulan Kartal Vakfı’nın kurucu üyeleri arasında yer aldı. Son uçuşunu 83 yaşındayken, Fransız pilot Daniel Acton eliğinde Falcon 2000 uçağıyla yaparak dünyada bir ilk daha gerçekleştirdi. Sabiha Gökçen adının geçtiği bir ilk de, 2001 yılında yapılan hava limanıydı. Dünyada ilk kez bir hava limanı bir kadının adını taşıyordu. Onun adı, hayatı boyunca dünya tarihine imza attığı başarılarının yanı sıra Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı ile birlikte de artık tüm dünyada yankılanıyor hale geldi.

Sabiha Gökçen

2001 yılında, doğduğu gün olan 22 Mart’ta uzun süredir tedavi gördüğü Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde veda etti hayata. 88 yıllık yaşamı boyunca 8000 saat, 22 değişik hafif bombardıman ve akrobatik uçakla uçtu, birçok ödülün sahibi oldu Sabiha Gökçen. İsmini ölümsüzleştirecek ilklere imza attı. Ardında ise bugün göklerde süzülen, onun izinden gidip ondan aldığı ilhamla Türk kadınının ilklerini gerçekleştirmeye devam eden bir nesil bıraktı.

Sabiha Gökçen Havalimanı

Yazı: Ferhan Petek

Yorumlar

comments

Etiketler

Bu da ilginizi çekebilir

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı