Mudanya Belediyesi
Eker Süt
Neskar Otomotiv

Baharla gelen aşk esintisi

Baharla gelen aşk esintisi Baharla gelen aşk esintisi Baharla gelen aşk esintisi Baharla gelen aşk esintisi

Tıpkı bir aşk gibi bekleriz her sene “onun” gelişini. Her sene geleceğini bilsek de isminin başında “ilk” sıfatının olması bizi hep heyecanlandırır. Doğa renkleri ile haykırır tüm evrene enerjisinin gücünü. Bir aşk masalının şiirsel sayfaları gibidir ilkbahar…   Baharla gelen aşk esintisi Baharla gelen aşk esintisi

“Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum? Yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar?” diyor Ayşe Kulin bir Candan Erçetin şarkısında. Neler olmaz ki bahar geldiğinde… Mart, nisan ve mayıs ayları doğanın ruh göçü zamanıdır. Bir süre aramızdan ayrılan hisler yeniden bize dönerler. Bir mevsimden çok şeydir baharın anlamı. Diğer mevsimlere göre çok daha fazla anlamlar içerir. Umuttur her şeyden önce… Sevinçtir çoğu kişi için. Bazen yeni bir hayat anlamına gelir. Sıcak günlerin habercisidir. Buz kesen aylardan, iliklerimize kadar donduran soğuklardan bir sıyrılış… Diğer taraftan özlemin en güzel halidir. Kış boyu daralan ve bunalan insanlar baharla birlikte yüreğini de yeşertir. Yarınlarına daha sıcak bakabilir. Yaz aylarını seven insanlar bile baharı çok severler. Çünkü yazı onlara taşıyan yine bahardır. Bu yüzden ilk teşekkürler hep onadır. Tebessüm ettiren bu rengârenk mevsim, yeniden dirilişin yaşandığı mevsimdir.

Son cemrenin toprağa düşmesiyle topraktan beslenen ve ölüm uykusunda olan tüm canlılar uyanmaya başlar yavaş yavaş… Önce küçük küçük yeşil otlarla, kır çiçekleriyle gösterir yüzünü bahar bize. Sonra sanki “ben de buradayım, eski ihtişamımdan hiçbir şey kaybetmedim, alımla morumla işte yeniden doğuyorum” der gibi ağaçların çiçekleriyle süslenmesi, sokakların mis gibi çiçek kokularıyla dolması, güneşin tenimizi hafiften yakmaya başlaması gelir… Herkesin yüreğini pır pır ettirir yeniden dirilişe şahit olmak. Kupkuru dallar, kupkuru topraktan can bulurken, insanlar da can bulabilir bu mis kokan mevsimde. Kuru dallar bile yeniden dirilebiliyorsa neden ben de dirilemeyeyim der insan… Antonio Vivaldi’nin Four Seasons şarkısının ilkbahar bölümü daha başka bir anlam kazanır bu mevsimde.

Kuzey yarım kürede 21 Mart – 22 Haziran, güney yarım kürede 23 Eylül – 22 Aralık arasındaki zaman dilimi kapsayan ilkbahar tüm dünyada “aynı anlama” gelir. İlkbahar veya ilkyaz, doğa döngüsünde kış ile yaz arasındaki mevsimdir. İlkbaharda ağaçlar çiçek açar, hava sıcaklığı artmaya başlar. Karların erimesi ve bol miktarda yağışların yağması ile su yatakları olan dereler, göller, göletler ve barajlar su ile dolar. Doğa en güzel pozlarını baharda verir. Her yer suyla doluyken, doğa can bulur. Her yana dağılan çiçekler dünyanın rengini bir anda değiştiriverir. Fakat her güzel şeyin olduğu gibi bazı kötü yanları da vardır baharın… Yerel hava depresyonu olarak meydana gelen hava değişikliklerinde halk arasında Kırk İkindi adı verilen sağanak yağışlar başlar. Bu yağışlarla şiddetli gök gürültüsü, yıldırım düşmesi, dolu tehlikesi ve sel felaketleri de görülür. Bazen bu yağışlar çiftçilere çok zarar verir. İnsanlar üzerinde de sağlık açısından olumsuz etkileri olabilir. Yorgunluk, halsizlik ilkbaharın insanlar üzerindeki olumsuz etkilerindendir. Bu duruma tıp dilinde kısaca “Bahar Sendromu” denir. Aslında bu biraz da psikolojik olarak da ortaya çıkar…

Sevgililere “bahar gözlüm” denmesinin sebebi ise baharın renklerinde saklıdır. Bir düşünün bahar renklerini. Turkuvazdan yeşile, sarıdan pembeye, kırmızının en koyusundan beyazın en sadesine kadar neredeyse her renk doğanın yeni renkleri oluverir. Makyaj gibi görünse de doğal olduğu renklerin birbirine olan uyumundan bellidir. Ve ilkbaharda yeni aşklara doğru yelken açar insan. Bunun mevsim geçişlerinden etkilenen hormonlarımızla alakası olsa da esas neden doğanın her şeyi bize daha güzel sunuyor olmasıdır. Tıpkı Sezen Aksu’nun şarkısındaki gibi, neden her bahar âşık olur insan? Bunun sebebi sadece “geldi bahar ayları, gevşedi gönül yayları…” şeklinde açıklanabilir mi?

İlkbahar

Yüzümü bulutlara kaldırıp,
Dua eder gibi mırıldanıyorum.
Kuşlarla, otlarla yıkanıyorum.
Rüzgârla, ilkbaharla…

Güneş gözkapaklarımı ısıtıyor.
Ah! Güvenilmez ilkbahar güneşi…
Rüyada mıyım, gerçek mi bu?
Hem var gibiyim, hem yok gibi.

Bir güney kentinde, bir kıyı kahvesinde…
Başakların sonsuz salınışı…
Burada, kendimle baş başa…
Ömrümü böylece tamamlayabilirim.

Bir kuşu dilinden hiç öpmedim.
Belki bir gün öpebilirim.
Belki bir gün rüzgâr olurum ben de.
Eserim başakların üzerinden.
Kalbim bir yaz gününe karışsın isterim.
Bir kuş cıvıltısında doğmak için yeniden…
Ataol Behramoğlu

Yazı ve fotoğraflar: Engin Çakır

Baharla gelen aşk esintisi Baharla gelen aşk esintisi Baharla gelen aşk esintisi Baharla gelen aşk esintisi

Yorumlar

comments

Etiketler
Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı