Kağıda tutsak özgür damlalar

Mürekkep ucuOnca yazı nasıl ulaştı ellerimize? Tarih kendisini nasıl kanıtladı bizlere? “Mürekkep” kokan eller tuttu kalemleri; tüm söylenceler, olaylar, yaşananlar ve duygular böyle yazı oldu sayfalara…

Elleri mürekkep kokanlar vardı ya da yola düşüp mürekkep yalayanlar… Kalem yazdıktan sonra kururdu. Mürekkep edilen ve sonrasında mürekkep ile yazılan onca şey, bugün bunca bilgiye sahip olmamızın nedeni… Eskilerin tabiriyle mürekkep yalamak insana meziyet katardı. Okumuş olmanın ifadesiydi. Çünkü bilginin yazıya dökülmesi ancak mürekkep ile olurdu. Paul Claudel mürekkebi şöyle tanımlıyordu: “Özsuyu ruhun, düşüncenin kanı…”

Eskiden kullanılan kurşunkalem benzeri bir tür kalemin, yazımı kolaylaştırmak ya da rengini koyulaştırmak için uç (mine) kısmını nemlendirmek gerekirdi. Kalemi kullananlar (öğrenciler, sanatçılar, memurlar vs…) bu işlemi alt dudaklarının iç kısmı ya da dilleriyle yaparlardı. Dolayısıyla dillerinde ya da dudaklarında mürekkep izi kalırdı. İşte bu yüzden mürekkep yalamış denirdi ve bu değerliydi. Eğitimi, mektebi çağrıştırırdı. Şimdilerde ise bu deyimi kullananların sayısı giderek düşüyor. Mürekkep uçuyor, tüm bu deyimler geldikleri tarih sayfalarına geri dönüyor.

Mürekkebin ismi ancak mürekkep püskürtmeli yazıcılarda geçiyor. Kalemlerle ismi yan yana bile gelmiyor. Herkes özensiz, sanattan yoksun, tek tip üretim kalemler kullanıyor. İnsanlar en iyi ihtimalle Pilot ya da Senatör diye isimlendirilen kalemleri kullanıyor. İnce ince işlenmiş, özenle tasarlanmış dolmakalemlerin yerini basiretsiz görünümlerde tükenmez(!) kalemler alıyor. Eller belki mürekkeple lekelenmiyor ama mürekkep kokmayan ellerden çıkanlar da belli ölçülerde değerini yitiriyor. En güzel hediyelerden bir tanesi olan dolmakalemler giderek hafızalardan siliniyor.

Mürekkep

Mimar Sinan ve nargile

Mürekkebin geçmişle öyle bağları var ki… Bu bağlardan bir tanesi Mimar Sinan’ın özenli bir buluşu ile ilgili. Rivayete göre, Sultan Selim Selimiye Cami’nin yapımı esnasında ziyarete gelmiş, içeri girdiğinde şaşkınlığını gizleyemeyeceği bir manzara ile karşılaşmış. Mimar Sinan caminin içerisinde nargile içiyormuş. Buna şaşırıp hiddetlenen Sultan, “Allah’ın evinde nargile mi tüttürülür” diyerek Mimar Sinan’a bağırmaya başlamış. Mimar Sinan ise sakinlikle Sultan Selim’e işine karışmamasını ve kendisini rahat bırakmasını söylemiş ve sonradan anlaşılmış ki, Mimar Sinan nargile ile dumanının camide nereye gittiğini anlamaktaymış… Mimar Sinan caminin duman toplanan kısmına bir bölme yapmış ve mürekkebi bir şişede toplamayı başarmış. Böylece sarayın tüm mürekkep ihtiyacı Selimiye Camii’nden karşılanır olmuş. Aksi takdirde o dönemde aydınlatma için kullanılan devasa mumlar camilerin tavanlarını is içinde bırakacakmış…

Mürekkebin geçmişi

Mürekkebin geçmişle olan bağı M.Ö. 2500 yıllarına dek gidiyor. Çinlilerin bu yıllarda mürekkebi kullandıkları biliniyor. Aynı dönemde Mısırlılar da mürekkebi kullanıyordu. O dönemden kalan toprak levhalar, taşa yazılmış pek çok yapıt bunun kanıtları. İlk dönemlerde siyah ve kırmızı olan mürekkep, yıllar geçtikçe gelişmiş ve diğer renklerde de yapılmıştı. Kâğıt üzerine geçirilmiş mürekkep, zaman geçtikçe koyulaşırdı. Zaten mürekkep ile yazılmış belgelerin yaşını saptamak da araştırmacıların sıkça başvurduğu bir yöntemdi.

Türkler ise 20. yüzyıla kadar bezit yağının yakılmasıyla elde edilen mürekkebi kullanmışlardı. Sirke, göztaşı ve temiz suyun kaynatılıp süzülmesinden sonra da siyah mürekkep elde edilirdi. Görünmez mürekkebin keşfi ise haber iletişimi anlamında, 1.Dünya Savaşı’nda sıkça kullanılır oldu ve oldukça faydalı bilgiler taşıdı. Yeniçağ’da çok çeşitli ve renk renk mürekkepler ortaya çıktı. Daha sonra dolmakalem mürekkebi, kopya mürekkebi, marka mürekkebi; tipografi, litografi baskılarda kullanılan yağlı, altın, gümüş, bronz yıldızlı matbaa mürekkepleri; karbonlu mürekkepler, demirli mürekkep, dolmakalem mürekkebi, yuvarlak uç mürekkepleri, daktilo mürekkepleri, karbon kâğıdı mürekkebi ve çoğaltma mürekkepleri…

Mürekkep hakkında faydalı bilgiler

Mürekkepten bahsederken “mürekkep lekesine” dikkat çekmekte de yarar var.  Birçok kişinin en büyük derdi mürekkep lekelerini çamaşır suyu kullanmadan çıkartmaktır. Leke deri eşya üzerinde ise, biraz limon suyuyla lekeyi fırçalamak size yetecektir. Kâğıt üzerinde ise, lekeli kâğıdın altına kurutma kâğıdı koyun. Lekenin üzerine birkaç damla oksijenli su sıkın. Sonra kuru bir pamuk parçasıyla kurutun. Eğer ki baş edemediğiniz leke dayanıklı bir kumaşta ise, biraz limon suyu ve ılık sütle silin. Durulanınca leke yok olacaktır. Fakat leke nazik bir kumaşta ise, leke kuruyunca, üzerine talk pudrası dökün. Kaybolana kadar fırçalayın. Beyaz çamaşırda ise, hemen lekenin üzerine sulandırılmış hardalı yayın. Yarım saat kadar bekleyip, süngerle lekeli yeri yıkayın. Mobilya üzerinde ise ve leke tazeyse, içine çiğ süt veya limon suyu ilave ettiğiniz sıcak su yeterli olacaktır. Ama eğer leke eskiyse zımpara kâğıdı ile kazımaktan başka çareniz yok. Muntazam daireler çizerek mantar tıpayla parlatın. Parmaktaki Lekeleri yok etmede en etkili yol ise, domates suyuyla ovmaktır. Kırmızı mürekkep lekesinin üzerine hardal sürüp birkaç saat öylece bırakırsanız belki bir çare bulabilirsiniz.

Hazırlayan: Sezai Evans

Başa dön tuşu