Eker
Ted Bursa

A – mor

Kadir Kılınç
Yazı: Abdülkadir Kılınç

Edebiyatın ve sinemanın en çok işlenen iki konusu aşk ve ölümdür. Herhalde bizi en çok etkileyen olgular bunlar. Sosyal ve psikolojik araştırmalarda insanın hayatında en etkili olayların başında bir yakınını kaybetmek ve boşanma geliyor.

Ölüm duygusu ile baş edebilen en güçlü duygu belki de aşk. Latin dilinde aşk a-morte yani ölümsüz anlamında kullanılmış Amor olmuş. Dünyanın en romantik şehirlerinden biri Paris ise diğeri Roma olabilir mi? Roma – Amor ilişkisi buradan mı geliyor acaba?

Aşk, bir insana bir özneye yönlendiğinde mecazi, Tanrı’ya ya da ulvi değerlere yöneldiğinde ilahi aşk olarak tanımlanıyor. Bu ikisi arasında kesin çizgiler olmadığını, ikisinin de birbiri içine geçebildiğini, mecazi aşkın, ilahi aşkın bir gölgesi, tohumları, bir yansıması olduğunu düşünüyor tasavvuf insanları.

Aşkın en güzel örneklerinden birini Alman yazar, şair ve düşünür Wolfgang Von Goethe veriyor bize. Ünlü düşünürün sevgilisi Beatrice’ye söylediği söz, aşkın karşımızdaki özneye bağlı olmadığını, onun insanın kendinden kaynaklandığını, yaşadığı bu duygunun aşkın kendisinin doğal bir tezahürü olduğunu anlatıyor bize. Şöyle diyor Goethe: – Sizi seviyorum bayan ama bundan size ne?

Bu aynı anda aşkın karşılıksız bir duygu olduğunu, karşılık beklemenin aşkın o nazik, hassas, çok kırılgan sırça doğasını bozabileceğini göstermiyor mu?

Aşkın bir de paradoksal bir tarafı var. Olmayınca artıyor. Yani tüketemediğimiz kadar çoğalıyor. Ünlü ozan Âşık Veysel’e aşk nedir diye sorulunca şöyle cevap vermiş:                      

Kavuşamazsın, Aşk olur.

Âşık Veysel’in kendisini terk eden karısı hakkında anlatılan hikaye de çok çarpıcı. Karısı bir başkası için evi terk ederek kaçarken, bir süre sonra ayakkabısında bir şişlik, bir fazlalık olduğunu fark eder. Ne olduğunu anlamak için baktığında kocasının onun için koyduğu parayı bulur.

Bunlar mecazi aşklar,  bir de ilahi aşklar var ki onları zaten aşıkları yazmışlar sahifelerce, kitaplarca. Maşuka olan aşk cisimleşmiş Mevlana’nın Mesnevi’si olmuş, Yunus’un divanı olmuş. Başka birçok hak aşığı da yazmış aşklarını. Eksik kalan birçok şey vardır elbette ama Yunus Emre cümleyi şöyle tamamlamış:

– Aşk gelince cümle eksikler tamam olur.

Aşk dışarıdan mı içerden mi gelir? Âşık olmak için illa bir dış nesneye ya da özneye ihtiyaç yok belki de. İnsan aşk halinde olunca o gider bir öznede şekil bulur. Bazen bir suyun yansısından gözlerimize girer de Narsissos oluruz. Bazen de gözlerimizin önündedir de söyleyemeyiz. Tam da Behçet Necatigil’in söylediği gibi:

SEVGİLERDE

Sevgileri yarınlara bıraktınız

Çekingen, tutuk, saygılı…

Bütün yakınlarınız

Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden

(Siz böyle olsun istemezdiniz)

Bir bakış bile yeterken anlatmaya herşeyi

Kalbinizi dolduran duygular

Kalbinizde kaldı

Siz geniş zamanlar umuyordunuz

Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.

Yılların telaşlarda bu kadar çabuk

Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde

Açan çiçekler vardı,

Gecelerde ve yalnız.

Vermeye az buldunuz

Yahut vakit olmadı.

Yorumlar

comments

Etiketler
Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı