Sheraton Bursa Hotel
Eker Efsane Yoğur

Süha Derbent röportajı

Doğa fotoğrafçısı Süha Derbent röportajları

 

“Her şeyin en mükemmel örneğini doğa ve hayvan davranışlarında görebilmek mümkün. Hız, hız ve performansın doğru zamanlama ile kullanılması, güç, gücün kontrolü, estetik, liderlik, strateji geliştirme, işbirliği, gerekirse etik kurallar çerçevesinde rakip ile işbirliği, denge, ritim, doğaya ve diğer canlılara saygı, tolerans gösterme, eğitim, sevgi ve bizim beceremediğimiz her şey…”

Süha Derbent kimdir, kendinizi nasıl tanımlarsınız?

Beni gerçekten en iyi anlatan cümle, “Kedi hayranı” olmam. 1963 İstanbul doğumluyum, fotoğrafa olan ilgim yaklaşık 19-20 yaşlarımda başladı ve kısa süre sonra da basında çalışmaya başladım. Cumhuriyet gazetesi, Atlas ve Marie Claire dergilerinde foto-muhabir olarak çalıştıktan sonra Gezi National Geographic dergisinde görsel yönetmenlik yaptım. 1998 yılından bu yana serbest çalışıyor ve yine o tarihten bu yana vahşi doğa çekimleri yapıyorum.

Büyük vahşi kedi fotoğrafçılığını seçme sebebiniz nedir?

Vahşi yaşam fotoğrafçılığı çok zor ve sabır gerektiren bir uğraş. Kendi içerisinde de birçok uzmanlık alanına ayrılıyor. Kedi hayranı olmam sanırım en büyük etken oldu ve bende büyük kedileri seçtim. Yeryüzünde 38 tür kedi yaşıyor ve bunlardan 7 tanesi büyük kedi olarak adlandırılıyor. Sıralayacak olursak Aslan, Leopar, Çita, Kaplan, Puma, Kar Leoparı ve Jaguar.

Çekimler sırasında ne tür zorluklar yaşıyorsunuz? Çekimler öncesinde nasıl bir hazırlık yapıyorsunuz?

Çekimler bu canlıların yaşadığı doğal hayat koşullarında yapılıyor ve genellikle ya çok sıcak ve nemli veya çok soğuk ortamda çalışıyoruz. İklime ve doğaya uyum sağlamak gerekiyor. Çekim öncesi bazen bir yılı aşan süre araştırma yapıyorum ve yazışıyorum. Çekime gittiğimde karşılaşacağım sürprizleri minimize ederek gitmek zorundayım. Doğa  koşulları, uygun iklim ve zamanlama temel konuları oluşturuyor. Bunlar uyum için gerekli önlemler, bölgedeki hayvanların sayısı, davranış özellikleri, daha önce görülme sıklıkları, izlenme süreleri, yaklaşılabilen mesafe ve canlıların o bölgeye has davranışları hakkında bilgi ediniyor ve bunlardan hareketle çalışma planı yapıyoruz. Ayrıca çekim öncesi sponsor bulma süreci de ciddiye alarak uğraştığım ve uzun zamana yayılan bir süreç. Firmaların kurumsal kimliklerine, marka değerlerine, hedef ve vizyonlarına uygun projeler geliştirip bunları doğada yaşam ve hayvan davranışı üzerinden anlatan sunumlar oluşturuyorum.

Çekimler sırasında çok zor durumda kaldığınız, ilginç olaylar yaşanıyordur muhakkak…

Güney Afrika Cumhuriyeti’nde uzun süredir çalıştığımız bir arazide ışığın sertleştiği bir zamana denk gelen bir anda büyük bir fil sürüsünün nehirde yıkanmalarını izliyorduk. Yıkanmayı çok seven fillerin nehirdeki gösteri haline dönüşen bu hallerini keyifle izlemeye dalmıştık. Deneyimli rehberimizin uyarısı ile ona kulak verdik ve bize “sessiz olun” dedikten sonra doğayı dinlemeye başladık. Az sonra rehberimizin söylediği cümle ile irkildik. “leopar babunun kafatasını kırıyor” demişti. Ardından hemen harekete geçerek aracı çalıştırdı ve bulunduğumuz yerden ayrılıp yola koyulduk. Bu olayın en ilginç tarafı ise bir süre sonra ortaya çıktı. Çünkü haklıydı ve bir babunu yiyen leoparı bulmuştuk ama en az iki km yol aldıktan sonra… Doğa ile böylesine bütünleşmiş bir rehber ile çalışmanın bana kattığı birçok şey oldu. Ve birçok fotoğrafımı bu ve bunun gibi deneyimli doğa adamları yardımı ile çekebildim.

Büyük kedi fotoğrafçılığı dışında yaban hayatla ilgili fotoğraf çalışmalarınız oldu mu?

Evet, özellikle kedilere duyduğum hayranlığımın dışında genel olarak tüm canlıları seven biriyim. Büyük kedileri ararken karşılaştığım uygun ışık koşullarında canlıları fotoğraflarken bazı türlere karşı ilgim oluştu ve onlara ilişkin çalışmalar da yaptım. Bunlar arasında özellikle kutup ayılarını fotoğrafladığım proje ve en son da 2007 yılında Kongo’da dağ gorilleri üzerine Virunga Ulusal Park’ında yaptığım çalışmalar sayılabilir. Bir fırsat ve bütçe yaratabilirsem tekrar dağ gorillerine ilişkin çalışma yapmak istiyorum.

Fotoğrafta olmazsa olmazlarınız nelerdir? Sizin için fotoğrafı “biricik” yapan unsurlar nelerdir?

Fotoğrafa başladığım ilk yıllarda daha çok kentleri, kültürleri, yaşam biçimlerini anlatan foto-röportajlar hazırlıyordum. Bu nedenle “fotoğraf çekmek için seyahat etmek zorundaydım.” Ardından geçen zaman içerisinde vahşi yaşam fotoğrafçılığına geçiş yaptığım andan itibaren durum değişti. Bu çok sevdiğim ve hayranlık duyduğum canlılara bu kadar yakın olabilmenin bana verdiği ayrıcalık duygusu daha belirleyici oldu ve ben artık “orada olabilmek için fotoğraf çekmeye” başladım. Fotoğraflarım beni onlara ulaştıran birer araç oldular. Çektiğim fotoğraflar sayesinde kedilere yakın olabildim ve böyle de devam ediyor. Vahşi kedi fotoğrafları çekerken hiçbir sanatsal kaygı taşımıyorum. Belgesel tadında çalışmalar üretmek gibi bir amacım var ve daha ötesi benim için fazla büyük bir hedef. Diğer yandan pek yayınlamamakla birlikte son yıllarda nü model çekimleri yapıyorum sadece hobi olarak. Seyahatte olmadığım dönemlerde İstanbul’da bu çalışmalarımı da sürdürüyorum ve şimdilik bu çalışmalarıma ilişkin bir hedefim de yok. Sadece hobi…

İyi bir fotoğrafçı olmak için nelere dikkat etmeli, ne gibi özverilerde bulunmak gerekir, birikim ve altyapı ne kadar önemli?

Öncelikle uzmanlık alanının ve tarzın oluşmasının çok önemli olduğuna inanıyorum. Ne kadar çok şeyi bir arada yapmaya kalkarsak o kadar az ilerleyebiliriz diye düşünenlerdenim. Bu nedenle önce alanın belirlenmesi benim açımdan önemlidir. Sonrasında bu alanda başarılı olmuş kişilerin izlenmesi ve onların izlediği yolun keşfedilmesi gereklidir. Ardından kendi tarzının belirlenmesi ile başlayan ve ömür boyu süren bir öğrenme süreci başlayacaktır…

Şu ana kadar hangi hayvanları fotoğrafladınız? Çekmekten en keyif aldığınız tür hangisi?

Tüm büyük kedileri (aslan, leopar, çita, kaplan, kar leoparı, puma ve jaguar) fotoğrafladım. Bazı alt türleri de… Şimdi yine bazı alt türler ile devam etmek niyetindeyim. Melanistik leopar çekmek için hazırlanıyorum.

Bir aslan, kaplan ya da çita ile göz göze gelmek nasıl bir duygu?

Gerçekten çok özel canlılar. Biz insanların kendimize katmak için ömrümüzü harcadığımız ve her zamanda başarılı olamadığımız birçok yetiye doğuştan ve mükemmel olarak sahipler. Onlar bizim gelişmiş hallerimiz diyebilirim. Hatta olamayacağımız kadar üstünler. İşte bu nedenle, herkes için aynı olmayabilir elbette ama benim için dünyada hissedilebilecek en ayrıcalıklı duygu bu.

Hayvanların davranışlarından yola çıkarak şirketlere eğitim veriyorsunuz. Nedir hayvan davranışlarından örnek alınması gerekenler?

Her şeyin en mükemmel örneğini doğa ve hayvan davranışlarında görebilmek mümkün. Hız, hız ve performansın doğru zamanlama ile kullanılması, güç, gücün kontrolü, estetik, liderlik, strateji geliştirme, işbirliği, gerekirse etik kurallar çerçevesinde rakip ile işbirliği, denge, ritim, doğaya ve diğer canlılara saygı, tolerans gösterme, eğitim, sevgi ve bizim beceremediğimiz her şey…

Sizce fotoğrafa dijital müdahale fotoğrafın değerini düşürür mü?

Doğru ve yerinde yapılması koşulu ile arttırır.

Yakın çevrenizde fotoğraf çekmeyen insanların sizin bu tutkunuza yaklaşımı nasıl?

Benim alanım yani belgesel birçok insanın ilgisini çekiyor ve giderek de ilgilenenlerin sayısı artıyor.

Fotoğraflarından veya tarzından etkilendiğiniz fotoğrafçı var mı?

Frans Lantig fotoğraflarının her birinin birer reklam sloganı gibi olmasını, Jim Brandenburg ışık kullanımını, Michael Nichols’un canlıların temel davranışlarının en doğal halleri ile yansıtmasını, Steve Bloom’un ise doğa fotoğraflarına yaptığı yerinde ve dozunda dijital müdahaleleri etkileyici buluyorum.

Fotoğraflarınızın başkaları tarafından değerlendirilmesi sizin için ne anlam ifade ediyor? Eleştirileri ne kadar dikkate alıyorsunuz, kimin eleştirisi sizin için çok önemlidir?

Objektif olan ve benim göremediğimi bana gösteren her eleştiri benim için değerlidir ve dikkate alırım. Özellikle eksik ve hatalarımı görebilmem açısından değerlendiririm ve geri kalanı ile ilgilenmem.

Keşke makinam yanımda olsaydı dediğiniz anlar oldu mu?

İstanbul’da zaten yanımda taşımıyorum ve benim alanım dışı konular aslında pek ilgimi de çekmiyor. Doğada ise yanımdan ayırmadığım için pek böyle bir şey hissetmiyorum diyebilirim.

Fotoğrafın üzerinizdeki pozitif/ negatif etkileri neler?

Bana yaşama enerjisi katıyor, hayata ve doğaya yakın olmamı sağlıyor. Negatif etkisi varsa da ben henüz bilmiyorum.

Son olarak fotoğraf denince aklınıza gelen üç kelime?

Ulaşım aracı, ifade ve estetik.

Röportaj: Aise Amet

Yorumlar

comments

Etiketler
Kapalı