Ted Bursa Koleji
Neskar Otomotiv
Eker Efsane Yoğur
Sheraton Bursa Hotel

Madrid entrar y salir

“Herkes Madrid’e gelir ve gider” diyor bu deyim ispanyol dilinde. Herkes bir gün mutlaka Madrid’i tadacağına göre yola koyulmanın zamanıdır diyerek Dergi Bursa’nın bu sayısında rotamızı İspanya’nın ve aynı isimle anılan Madrid özerk bölgesinin başkentine çeviriyoruz. İspanyolca ile giriş biraz da sizi motive etmek için. Madrid’de ülkenin diğer kentlerinde de olduğu gibi İngilizce ile iletişim kurmakta zorlanabilirsiniz. Bu yüzden yola çıkmadan dil kartları ya da küçük bir sözlük edinip temel cümlelere çalışmak ve bu güzel dile biraz aşina olmakta fayda var. Por favor!

Madrid - Özgür Çakır
İber Yarımadası’nın ve dolayısıyla İspanya’nın kabaca tam ortasında yer alan Madrid 4 milyonu aşan nüfusuyla İstanbul, Londra, Berlin ve Paris‘ten sonra Avrupa’nın en en kalabalık beşinci şehri. Dillere pelesenk olmuş anlatımla “Barcelona İstanbul ise Madrid Ankara’dır” diyenlere kulak asmayın çünkü cıvıl cıvıl, hareketli, 24 saat canlılığını yitirmeyen ve ziyaretçisine beklentilerinden fazlasını veren bu şehir yeşilliği, inanılmaz zenginlikteki müzeleri, parkları, çok iyi organize olmuş şehir planı, tarihi, kozmopolit yapısı ve gece hayatıyla başkent olması dışında kardeş şehri Ankara’yla aynı paydaya konulamayacak kadar cazibeli bir dünya şehri.

Madrid - Özgür Çakır
Madrid – Özgür Çakır

Tıpkı İstanbul gibi Avrupa’nın önemli aktarma noktalarından biri olan Madrid’e -doğal olarak THY de dahil olmak üzere- birçok havayolunun haftanın her günü karşılıklı seferleri mevcut. Yine de bilet fiyatları seyahatinizi önceden planlamazsanız oldukça yüksek. Bu yüzden uzun vadeli bir plan yapmanızı öneririm. İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan yaklaşık 4 saat süren uçuşun ardından yüzölçümü bakımından Avrupa’nın önde gelen havaalanlarından biri olan Aeropuerto de Barajas’a ulaşacaksınız. Havaalanından şehir merkezine ulaşım metro yoluyla sağlanabiliyor. Rahatına düşkün olanlar  ve şehre adaptasyonunu erkenden sağlamak isteyenler yer üstünü tercih edip  üzerinde ‘Libre’ yazan beyaz taksilerden birini çevirerek konaklayacakları mekana doğru yola koyulabilirler. Madrid günlerini kolaylaştırmak isteyenlere önerim kalacak yer planlaması yaparken yıldızına değil şehrin kalbinin attığı mihenk noktası Puerta del Sol ve Plaza Mayor civarında bir yere yakın tercih yapmaları olacak.

Bavulları atıp fotoğraf makinelerini boynunuza geçirdiğinize göre en rahat pabuçlarınızı da ayağınıza geçirip yola koyulmanın vaktidir. Madird çok büyük bir şehir olsa da hem oldukça düz arazi yapısı hem de gezilip görülecek yerlerin birbirine olan yakınlığıyla rahatlıkla tabanvay marifetiyle gezilebilecek bir şehir. Dileyenler diğer büyük Avrupa metropollerinde olduğu gibi gelişmiş olan ve şehri bir güzel saran metro ağının konforunu da tercih edebilirler pek tabi. Yine de her zamanki gibi bir şehri tanımanın yolu yollarını arşınlamaktan geçer diyerek tabanlara kuvvet diyor ve Madrid’i yürüyerek keşfe davet ediyorum.

Başlangıç noktamız elbetteki şehrin ve İspanya’nın “sıfır noktası” Puerta del Sol yani güneş kapısı. Bugün bir meydan olan 15. yy’ dan kalma Puerta del Sol, Madrid’i saran eski surların kapılarından biriymiş aslında. Doğuda bulunması nedeniyle, güneşin doğuşundan esinlenerek “güneşin kapısı” ismini almış. Madrid’in simgesi olan ve belediye arması ile Atlethico Madrid amblemine yerleşiveren “el oso y madroño” yani ayı ve çilek ağacı heykeli de bu meydanda. Bodur bir yemiş ağacını silkeleyen bu ayı ne anlatır ve şehir için neden böyle bir sembol seçilmiş bilemem ama bildiğim bu heykele dokunan birinin Madrid’e tekrar geleceğine inanılıyor olması. Dokunun ki aklınız kalmasın. Heykel de değil, şehirde geçireceğiniz birkaç güne sığdıramayacaklarınızda.
Madrid - Özgür ÇakırMadrid’de ata binmiş şekilde yapılan heykel sayısı dikkat çekecek kadar fazla ve bunlardan biri de bu meydandaki Carlos’un heykeli. Yönünü güneşe dönmüş, dört nala gidiyor sanki..Ayrıca Meydanda Fransızlar tarafından yapılan tarihi bir postane var. Binanın önündeki yere monte edilen “sıfır noktası” levhası ve üstüne sonradan eklenen saat kulesi de oldukça itibarlı Madrilenoların gözünde. 1962 yılından itibaren her yılbaşı gecesinde bu kulede çalınan 12 tane çan sesi ile yeni yıla giriliyormuş. Yılbaşında bu meydanın nasıl kalabalık  ve canlı olabileceğini hayal etmek hiç de zor değil. Bu arada bir ispanyol inanışına göre bu çan çaldığı  süre içerisinde 12 adet üzüm tanesini yemeyi başarırsanız, o yılın güzel geçeceğini ve dileklerinizin  gerçekleşeceğini garantilemiş oluyorsunuz. Yılbaşı planlarını yapmaya şimdiden başlayacaklara duyurulur.

Puerta del Sol’de sonlanan ve İstiklal’i andıran kalabalık caddelere doğru meyletmeye başlayabiliriz.  Mayor meydanına giden Calle Mayor; alışveriş yapabileceğiniz işlek bir cadde olan Calle del Arenal; Desigual, H&M, Zara, Mango, Bershka  gibi ünlü mağazaların olduğu Calle de Preciados; binaların üzerine atlıların tünediği ve Teatro Alcazar’a ulaşan Calle de Alcala sizi çağıracak. Telaşa gerek yok çünkü bu caddelerin hepsini ister istemez birkaç defa turlayacak, her ara sokakta yeni birşey keşfedecek, cadde ve sokak tabelalarında resmedilen tarih ve hikayelerinin peşine düşecek ve dönüp dolaşıp merkezdeki Puerta del Sol’e yolunuzu mutlaka düşüreceksiniz. Calle Arenal’de atlamamnız gereken, enerji depolayacağınız bir duraktan bahsetmeliyim. San Gines kilisesinin hemen arkasında, çok eskiden beri bu işi yapan ve aynı adı taşıyan, başka da şubesi olmayan bir churros tatlıcısı var. (Tıpkı İstiklal’deki İnci Pastanesi gibi diyeceğim bahtı benzemesin). Az şerbetli ve uzun bir tulumba tatlısı olarak tarif edebileceğim bir ispanyol klsiği olan Churros’un tadı “Chocolateria San Gines”te öyle kıvamında ve çıtır çıtır ki, sıcak çikolata ile birleştiğinde enfes oluyor. Duvarları eski fotoğraflarla süslü açık mutfaklı tarihi mekanda mutlaka karşılaşacağınız kalabalık gözünüzü korkutmasın ve churrosu tatmadan kersinlikle dönmeyin.

Madrid - Özgür Çakır

Batı yönündeki Calle Mayor sizi Plaza Mayor’a yani Büyük Meydan’a götürecek. 17. yy’da krallığa prestij sağlayacak bir pazar yeri, hadi biraz daha havalı olsun alışveriş merkezi olarak inşa edilmiş. Netekim meydanın ortasında 3.Felipe’nin at üzerinde bir heykeli de mevcut. Plaza Mayor Kare bir avlu etrafında düzenlenmiş 136 binadan oluşuyor.. Meydanın en önemli binaları, üzeri resimlerle süslenmiş olan “La Casa de la Panaderia” (fırın evi) ve meydanın diğer binaları gibi kızıl renkli olan “La Casa de la Carniceria” (kasap evi). Biri kuzeyde biri güneyde olmak üzere karşı karşıya bu iki ev. Zamanında La Casa de la Panaderia nın giriş katında bulunan fırını halktan ticaret erbabları işletebiliyormuş. Birinci katı da kralların özel kullanımı için ayrılmış. Krallar diledikleri zaman buraya gelirler, dinlenir hatta misafir ağırlarlarmış unlu mamüller eşliğinde. La Casa de la Carniceria ise adından da anlaşılacağı gibi vakt-i zamanında mezbaha olarak kullanılıyormuş.Şimdilerde ise Belediye Meclis Binası. Plaza Mayor yıllar içerisinde çeşitli amaçlar için kullanılmış ve değişik isimler almış. Dört köşesi binalarla çevrili, 9 kapılı, 129 metre uzunluğunda ve 94 metre genişliğinde bu devasa meydana son olarak isabetli bir seçimle Plaza Mayor adı verilmiş. İlk zamanlar pazar yeri olan bu bu açık avluda çevresinde yer alan 437 balkondan da seyredilen boğa güreşi gibi geleneksel oyunların yanı sıra kraliyet ailesine ait düğün törenleri yapılmaktaymış. Daha sonraları engizisyon mahkemelerinin din karşıtı olduğu için ölüme mahkum ettiği kişilerin halka açık infazları bu meydana yapılmaya başlanmış. Sonrasında futbol maçları, günümüzde ise meydan tiyatro gösterileri, konserler, oyunlar ve bilumum kutlamalara ev sahipliği yapıyor. Birbirinden ilginç eski dükkanlar, şık restoranlar, cafeler, tapas barları ve sanat galerileri ile Madrid’in ruhunu yansıtıyor. Günün her saati hareketli olan meydanda özellikle akşam oturup birşeyler içmek ve Madrid’e karışmak lazım.

Madrid - Özgür Çakır Madrid - Özgür Çakır

Plaza Mayor yakınlarında uğramadan geçmenin sonrasında büyük hayıflanmaya sebep olacağı bir yer var: Mercado de San Miguel. Barselona’daki La Boqueria’nın ufak çaplı kopyası olan dört bir yanı camla kaplı kocaman bir pazar. İçerisinde irili ufaklı bir sürü cafe-restoran, manav ve şarküteri var. Farklı dükkanlardan birşeyler alıp,ortadaki masalardan birine geçerek karma bir ziyafet çekebilirsiniz. Hatta kaldığınız mekan için başta tapaslar ve sangria alışverişi yapıp ispanyolların bünyeyi zorlayan yemek saatlerine uymak zorunda kalmadan bütçenizi de gözetebilirsiniz. Tercih sizin.

Madrid - Özgür Çakır

Puerto del Sol ve Plaza Mayor’u merkeze koyduğunuzda kuzey yönünde Palacio Real yani Kraliyet Sarayı, güneyde ise Madrid’i çok özel kılan müzeler ve meşhur şehir parkı Paque Del Buen Retiro yani Güzel Emeklilik Parkı yer alıyor. Eğer tavsiyeme uyarak meşhur ispanyol mezeleri olan tapaslar eşliğinde güzel bir akşam geçirdiyseniz ve henüz Madrid gecelerine akmadıysanız ertesi sabah için Parque Del Retiro iyi bir başlangıç noktası olabilir.

Madrid - Özgür Çakır

Retiro Parkı, Puerta de la Alcala’yı yani Alcala Kapısı’nı geçtikten sonra sağ kolda yer alıyor. 12 hektarlık büyük bir alan üzerine kurulu park 17.yüzyılda Retiro Sarayı’nın bir bölümü olarak düzenlenmiş. İspanya iç savaşı sırasında tarihi yapıları oldukça hasar görmüş olsa da parkın düzenlemesi, çeşmeler, havuzlar, anıt ve heykeller görülmeye ve havası içinize çekmeye değer. Parkın içerisinde pedallı kayıklarla gezebileceğiniz göletler, müzeye dönüştürülen Crystal Palace ve bol oksijen var. Sabah saatlerinde yoğunlaşan koşuya ve yürüyüşe çıkmış olan Madrileno sayısı sizi şaşırtmasın. Onların da Real Madrid’i ve Club Atletico Madrid’i filan var ama spor kültürleri televizyon karşısı ya da stadlarla sınırlı değil. Darısı başımıza.

Şehrin en önemli değeri sayılan ve barındırdıklarıyla dünyanın en önde gelen müzelerinden olan üç müzesi Museo Thyssen, Museo del Prado ve Museo Reina Sofia aynı bölgede ve Retiro Parkının komşuluğunda yer alıyor.  Parkın Alfonso XII caddesine bakan kapısından çıkarsanız yürüyerek en ünlüleri olan Museo del Prado’ya ulaşacaksınız. 18.yüzyılda neo-klasik uslupta inşa edilen binada VII.Ferdinant ve karısının girişimleriyle oluşan kolleksiyona ait yaklaşık 300 adet parça ile kurulan müze bugün 7000 civarında eserle dünyanın en önemli Avrupa sanatı koleksiyonlarından birine sahip. Bu koleksiyonların en önde gelenleri  Goya, Velázquez’in çalışmalarının büyük kısmı ile Tiziano, Tintoretto, Rubens, Durero, Rafael, REmbrant, Caravaggio, el Greco ve El Bosco’nun önemli işleri. Hakkını vererek gezmek isteyen sanatseverleri geçiyorum, “hiç işim olmaz” diyen birinin bile sıkılmadan saatlerce vakit geçirebileceği zenginlikte bir sanat mabedi Prado Müzesi.

Sanatın altın üçgeni olarak adlandırılan bu üçlünün ikinci ayağı ise Museo Thyssen-Bornemisza. Prado müzesinin köşesindeki Fuente de Neptuno yani Neptün Çeşmesinin diğer çaprazında yer alan Thyssen ailesinin mülkiyetindeki bu müze dışardan görece mütevazı bir görünümü olsa da İngiltere Kraliyet koleksiyonundan sonra dünyadaki ikinci büyük özel koleksiyona ev sahipliği yapıyor. 14. ve 15.yy İtalyan ve Alman ressamlara ait eserlerin yanısıra en ünlü rönesans ressamlarının işleri, empresyonistler, post empresyonistler ve kubizm akımının temsilcileri arz-ı endam ediyor. Van Gogh, REnoir, Monet, Rembrant, Caravaggio ve Picasso’nun belki de farkında olmadan hafızalarınızda yer eden önemli eserlerini dünya gözüyle görmek için ziyaret etmekte fayda var.

Madrid - Özgür Çakır

Üçgenin son ayağı ise Prad’nun diğer çaprazında Atocha Tren İstasyonu komşuluğunda, Paseo del Prado’nun sonunda yer alan Museo Nacional Centro de Arte Reina Sofia, kısaca Kraliçe Sofya Müzesi. 18.yy’a ait eski bir hastane binası olan müze dikkat çekici bir mimari güzelliği olan rekonstruksiyon çalışması ile cam ve çeliklerle desteklenmiş bir şekilde dışardan da son derece çekici bir mekan. Koleksiyon büyük ölçüde 20. yüzyıl İspanyol eserlerinden oluşuyor.. En ünlüsü de şüphesiz Picasso’nun Guernica’sı olmak üzere. Kimilerine göre modern sanatın en iyisi sayılan ve İspanyol hükümetinin siparişi ile Pablo Picasso tarafından 1937’de yapılan, İspanya İç Savaşı sırasında Nazi Almanyası’na ait 28 bombardıman uçağının İspanya’daki Guernica şehrini bombalamasını anlatan, 7,76 m eninde ve 3,49 m yüksekliğindeki anıtsal tablo zamanla ününe ün kattıkça savaşın yarattığı trajedilerin anımsatıcısı, savaş karşıtı ve barış yanlısı düşüncelerin sembolü haline gelmiş. Kurşun geçirmez bir cam içinde sergilenen bu resme verilen önem ve duyulan saygı ispanyolların tarihleriyle hesaplaşması ve aynı zamanda da sanata bakışlarını da yansıtan önemli bir nokta. Madrid dönüşü Guernica’yı gördün mü sorularına cevabınız evet olsun ve hiç olmazsa Guernica’yı ziyaret etmek için altın üçgenin son ayağını da mutlaka ziyaret edin.

Müze çıkışından geldiğiniz yöne doğru devam edince Plaza de Cibeles’e varacaksınız. Meydanın ortasında Tanrılar kralı Jüpiter’in annesi tanrıça Cibeles’in heykeli var. Heykelin yüzünün baktığı yöne doğru devam ederseniz şehrin ana caddesi Gran Via’ya çıkarsınız. Gran Via’ya akşam gitmekte yarar var. Cadde üzerinde çeşitli markaların mağazaları, sıra sıra tiyatrolar ve sinemalar caddeyi ışıl ışıl yapıyor. Hemen hemen her tiyatronun önünde bir kalabalık oluyor, bu da Madrilenoların kültüre ve sanata verdiği önemin bir diğer belgesi niteliğinde. Her ne kadar geceleri cadde kalabalık olsa da bizim İstiklal Caddesi kalabalığıyla kıyaslanmayacağını söylemeliyim. Restoran önerisi vermek gerekirse Vips restoranı tercih edebilirsiniz. Madrid’deki merkezi konumdaki üç şubesinden biri Gran Via üzerinde. Daha hareketli bir ortam ve tapas bar arayanlar için doğru adres ise yine Gran Via üzerindeki Quilombo. Madrid 23:00’den sonra yaşamaya başlayan bir kent; dolayısıyla gece boyunca yenilen tapaslar ister istemez sabah kahvaltısına pek gerek bırakmıyor. Yani gece geç saatte bol yiyeceksiniz ve sabah hiç iştahınız olmayacak. Zaten acıkmasanız iyi olur çünkü sabah kahvaltısı burada bir öğün olarak telakki edilmiyor; dolayısıyla sabahları yiyecek sunan pek fazla yer de bulamıyorsunuz. Belki, kahve ve tost dışında sadece omlet – ki o da Madrid’in başkent olmasından dolayı daha yoğun bir resmi yaşamı ve gece hayatına katılmayanları da olabileceğinden olsa gerek – bulabilirsiniz.

Madrid - Özgür Çakır

Madrid, Avrupa’nın en hareketli gece hayatına sahip şehirlerden biri demek yanlış olmaz. Bir haftasonu klasiği olarak eğlence Cuma akşam başlar ve Pazartesi sabaha kadar farklı mekanları dolaşarak devam eder. Bar ve diskolarda saat 02:00 gibi eğlence doruğa ulaşır ve genellikle sabah 06:00’ya kadar devam eder. Gece klüplerinin bazılarında blue jean ve benzeri spor kıyafetlerle giriş yasaktır. Pop ve Jazz türü müzik yapan yerler oldukça fazladır. Buralarda gelen turist yoğunluğuna göre bilinen şarkılar çalınsa da ağırlık İspanyol müziğindedir. Alternatif arayışında olanlar bir akşamı flamenkoya ayırabilirler. Öne çıkanları Cafe de Chinitas, Las Carboneras, Casa Patas ve Corral de la Morreria olmak üzere bazı restoran, müzik evleri, gece kulüpleri ve barlar belli gün ve saatlerde flamenko gösterileri düzenleniyor. Flamenko’nun anavatanı Endülüs’ten biraz uzağa düştüğünden orjinal Flamenko kültürü yerine turistik atraksiyonlarla yetinmeniz gerekse de doğru bir tercihle tatmin edici bir flamenko gösterisi izleme şansınız olabilir. Gezmelere ve eğlenceye doyamayanlar klasik müzik, tiyatro ve sinema gösterilerinin yanı sıra Atletico Madrid veya Real Madrid’in mabedlerinde La Liga heyecanı yaşayabilirler. Yok o da kesmez diyenler bir ispanyol klasiğine şahit olmak üzere arenanın bulunduğu Las Ventas’a kırabilirler dümeni.  Barcelona gibi bazı ispanyol kentlerinin aksine boğa güreşlerinin serbest olduğu yerlerden biri de Madrid. Sonu hüzünlü, kanlı ve kaybedeni belli olsa da İspanyol kültürünün geleneksel bir unsuru olan boğa güreşlerini izleme şansı yakalayabilirler. Kansız bir seyahat isteyenler arenanın hemen yanındaki ücretsiz olarak gezebileceğiniz boğa güreşi müzesi Museo Taurino’ya uğrayarak da mevzuyu kapatabilirler pek tabi.

Madrid - Özgür Çakır

Ertesi sabah kahvaltıda ise adresimiz Madrid’in tarihi cafesi Gijon olabilir pek tabi. Madrid’deki Cafe Gijon tarihe ya da tarihi yazanlara tanıklık eden kafelerin son örneklerinden. Dünyaca ünlü aydınların buluşma noktasının müdavimleri arasında kimler yokmuş ki: Ünlü Amerikalı yazarlar Ernest Hemingway ve Truman Capote, Hollywood’un ilk süperstarlarından Ava Gardner, sürrealist ressam Salvador Dalí, İspanyol şair ve edebiyatçı Federico Garcia Lorca… Pek iştah açıcı olmasa da Dali’nin burada sinekleri yakalayıp elinde öldürdüğü de anlatılan hikâyeler arasında. İstanbul için Markiz Pastanesi, Paris için Cafe de Flore, Viyana için Cafe Central ya da Roma için Caffe Greco ne ise, Cafe Gijon da Madrid için o. İspanyolca ile imtihanınız burda da devam edecek ama birkaç günün sonunda “una tortilla espanola, cafe con leche ya da agua sin gas” demeyi kaptığınızı umuyor ve cümlenin sonunu “por favor”la bitirmenizi hatırlatıyorum. Kahvaltıdan sonra Kristof Kolomb’a adanmış olan Plaza Colon’a doğru yürüyünüz. Bu meydan dan sola dönünce Madrid‘in en renkli bölgelerinden birine ulaşacaksınız: Chueca. Burası Madrid’in Cihangir’i. Oyuncular ve sanatçıların yoğunlukla yaşadığı bohem bir bölge. Güzel butikler, renkli evler, sanat galerileri, kafeler ve barlar ile aynı zamanda hareketli ve hayat dolu bir bölge ve seveceğinizin garantisini vereilirim. Akşam eğlencesi için ideal semtlerden biri de Cheuca.
Madrid - Özgür Çakır

Cheuca’dan çıkıp şehri kuzey güney aksında kat eden büyük cadde Gran Via’yı takip ederseniz başlıcaları Edificio Metropolis, Edificio Telefonica, Edificio Carrion ve Edificio Espana olmak üzere şehrin önemli sembolleri haline gelmiş olan tarihi binaları sırayla görebilir ve yolun sonundaki Plaza de Espana meydanında durağına gidin. Plaza de Espana’da Cervantes ile yel değirmenlerine savaş açan ünlü karakterleri Don Kişot ve Sanço’ya selam verebilirsiniz. Aşağıya doğru devam ettiğinizde Palacio Real’i (Kraliyet Sarayı) göreceksiniz. Boylu boyunca uzanan yapının 130 metrelik cephesi ve sayısız balkon ve penceresiyle şaşalı bir havası var. Günümüzde kraliyet ailesinin kullanmadığı saray müzeye dönüştürülmüş. Dileyenler sarayı gezebilirler ama benim önerim La Latina bölgesi olacak. Latina Bölgesi ve Puerta de Toledo yani Toledo kapısı yönünde ilerlerken üzerinden geçeceğiniz viyadük ise ilginç bir üne sahip. Depresyona giren Madridlenoların soluğu aldığı ve intihar girişimlerinin sıklığı ile bilinen köprünün iki kenarı da intihar etmeye engel olacak şekilde şeffaf bir plastik ile kapatılmış durumda. Bir klasiğe imza atmayarak sağ salim köprüyü geçeceğinizi umuyor ve sizi viyadüğün hemen ilerisindeki hayat dolu La Latina bölgesine davet ediyorum. La latina bölgesinde bulunan Calle de Cava Baja sokağını bulup, birbirinden güzel tapas barlarından birine dalınız. Bu bölgedeki tapas barlar daha az turistik ve yerel halkın tercihi olan mekanlar.

Yorumlar

comments

Etiketler
Kapalı