Neskar Otomotiv
Ted Bursa Koleji
Eker Efsane Yoğur

Buhranlı sarı hayaller – Vincent Van Gogh

Vincent Van Gogh

Yaşamı hüzün dolu bir hikayeydi Van Gogh’un. Yaşadığı buhranlar, hastalıkları, ve dünyayı algılama şekli onu ölümsüz kıldı. Bazı resim ve eskizleri, dünyanın en tanınmış ve en pahalı eserleri oldu. Renk kullanımı ve fırça darbeleri tamamen kendine hastı. İnsana ve doğaya olan aşkı kişisel buhranlarından bile öteydi…  Kurduğu cümleler ve eserlerine olan yansımaları ise gerçeklerden oluşan bir hayalden de fazlaydı…

“Acı duymak gülmekten iyidir, zira acı insanın yüreğini ağrıtır. İnsanları diri diri gömercesine kilitleyip çevrelerinde duvarlar örenin ne olduğu bilinmez ama yine de bir takım duvarların, tel örgülerin, demir parmaklıkların varlığı hissedilir. Bütün bunlar bir kuruntu, bir hayal midir? Sanmıyorum. Ve insan kendi kendine sorar; tanrım bu uzun süreli mi, temelli ve herkes için geçerli olan bir ebediyet midir?” gibi uzun ve felsefe alt yapılı bir cümle Van Gogh’un dudaklarının arasından kolayca süzülebiliyordu. Ömrü yaşadığı psikolojik yıkıntılarla geçen bir dehanın bu denli başarılı olması da yine bu yıkımlar sayesinde oldu. Akıl hastanesine yatmayı kabul edecek kadar bilinçliydi, resim yapılmasına boyaları yediği için kimi zaman izin dahi verilmedi. Ama eserleri nedeniyle hep bir dahi olarak anıldı.

Hikâyesi 30 Mart 1853 yılında Hollanda’nın Groot-Zundert isimli köyünde başladı. Daha küçükken bile ciddi, sessiz ve düşünceliydi. Yatılı okuluna gönderilmesiyle evinden ilk kez ayrı kaldı. Bu ayrılığın yarattığı derin sıkıntı geleceğine yön verdi. Daha sonra koleje geçen Van Gogh burada resim öğretmeni Constantijn C. Huysmans sayesinde resim ile tanıştı. Okulu yarıda bıraktı, eve döndü ve özetledi; “Gençliğim kasvetli, soğuk ve sıkıcıydı…” Gençliğini bir sanat simsarlığı firmasında çalışarak geçiyordu, kısa süren bir öğretmenlik deneyiminden sonra da Belçika’da fakir bir madenci kasabasında misyoner olmuştu. 1880’den sonra resmetmeye ağırlık verdi. Başta koyu ve kasvetli renklerle çalışıyordu. Paris’te izlenimcilik ile tanıştı ve canlı renklere geçti. Güney Fransa’yı kendine özgü resim tarzı ile yaşıyordu. Ömrü boyunca bu tarzı korudu. Yaklaşık 900 suluboya/yağlıboya resim ve 1100 karakalem çalışma üretti. En meşhur eserlerini ise ömrünün son iki yılında yaptı. Hayatı kendi içerisinde yaşadığı buhranlarla geçirdi ve en nihayetinde 1888’de ressam Paul Gauguin ile arkadaşlığının bozulması üzerine sol kulağının bir kısmını kesti, yetmedi giderek kötüleşen ruhsal hastalığı sonucunda kendini göğsünden vurarak intihar etti. Ama resme kazandırdıkları 20. yüzyıl sanatını ciddi şekilde etkiledi. Fovistlerin ilham kaynaklarından biri oldu ve etkilendiği ekspresyonizm akımının öncülerinden kabul edildi.

Vincent Van Gogh

Ev sahibinin kızı Eugénie Loyer’den hoşlandı fakat ona açıldığında reddedildi. İngiltere’de kaldığı süre boyunca giderek içine kapandı ve dindarlaştı. Misyonerlik amacıyla Belçika’da fakir bir madenci bölgesi olan Borinage’a yerleştiğinde madencilerin kötü yaşam koşullarından etkilenen Van Gogh, onlarla daha iyi iletişim kurabilmek için özellikle kötü koşullarda yaşadı, yemek ve kıyafetlerinin çoğunu işçilere verdi, yatak yerine saman üzerinde uyumaya başladı. “Rahiplik mesleğinin saygınlığını zedelediği” için kilise tarafından işine son verildi. Kısaca ne yaptıysa işler yolunda gitmedi. Resimde kariyer yapmaya karar vermesi de bu sebeptendi. Brüksel’e gitti. Brüksel Güzel Sanatlar Okulu’na başvurduysa da sonradan fikrini değiştirerek Etten’e, ailesinin yanına döndü.

Vincent Van Gogh

Etten’de resim sanatı üzerine kitaplar okuyan ve sık sık resim yapan Van Gogh, bir taraftan da kendisinden yedi yaş büyük olan dul kuzeni Kee Vos-Stricker’den hoşlanmaya başladı. Kee’ye evlenme teklif etti fakat teklifi “hayır, asla, asla” (niet, nooit, nimmer) sözleriyle reddedildi. Bunun üzerine aşkını saplantıya dönüştüren Van Gogh, Kee kendisini görmeyi reddedince Kee’nin babası (ve kendi eniştesi) Johannes Stricker’le defalarca kez görüşüp Kee’yi istedi ama başaramadı. Kee’den de umudunu kesen Van Gogh, bir kez daha aile evinden ayrılıp Lahey’e yerleşti. Burada alkolik bir fahişe ve beş çocuğu ile birlikte yaşamaya başladı. Van Gogh’un bu kadın ile ilişkisi ailesini rahatsız ediyordu ve aile Van Gogh’a kadını bırakması yönünde baskı yapmaya başladı. Van Gogh önceleri bu baskıya direndiyse de, Sien ismindeki bu kadın ve çocuklarından ve Lahey’den ayrıldı. Van Gogh, Sien ile beraber yaşadığı on dokuz ay boyunca, kadının ve çocuklarının düzinelerce resmini çizmişti.

Vincent Van Gogh

Van Gogh Nuenen’e ailesinin yanına geçti ve kendini resme verdi. Komşularını, tarlada çalışan işçileri, kulübelerinde kıyafet dokuyan dokumacıları çiziyordu. Margot Begemann adlı bir komşu kızıyla ilişki yaşamaya başladı fakat evlenmelerine iki tarafın da ailesi karşı çıktı. Buhranlar Van Gogh’un peşini bırakmıyordu. Babası bir inme sonucu hayatını kaybedince Van Gogh derin bir yasa daha girdi. Aynı sıralarda Paris’te Van Gogh’un resimleri ilgi çekmeye başlıyordu. Van Gogh, bugün ilk önemli eseri kabul edilen Patates Yiyenler’i (De Aardappeleters) bitirdi. Resimleri Lahey’deki bir galeride ilk kez sergilendi. Model olarak kullandığı kızlardan birini hamile bırakmakla suçlanınca, kasabanın Katolik rahibi, kasabalıların Van Gogh’a modellik yapmalarını yasakladı. Nuenen’de geçirdiği iki sene boyunca Van Gogh, pek çok karakalem ve suluboya çalışmanın yanı sıra, 200 kadar yağlıboya resim üretti.

Vincent Van Gogh

Anvers’e taşınıp bir resim galerisinin üst katında yaşamaya başladı. Tüm parasını resim malzemelerine ve modellere harcayıp kendi sağlığını ihmal etmeye başladı. Günlerinin çoğunu ekmek, kahve ve sigarayla geçiriyor, bir taraftan da çok fazla absent içiyordu. Van Gogh, Anvers’de geçirdiği dönemde pek çok müze gezip Peter Paul Rubens gibi eski ustaların resimlerini incelemiş, bu resimlerden etkilenerek paletini genişletmişti. Aynı dönemde, ukiyo-e adıyla bilinen Japon gravürlerine ilgi duymaya başlamış ve bu tarzı kendi resimlerinde de kullanmıştı.

Vincent Van Gogh

Van Gogh daha sonra Paris’e geçti ve bir süre ressam Fernand Cormon’un atölyesinde çalıştı. Paris’te hâkim sanat akımları, izlenimcilik ve henüz yeni filizlenmekte olan yeni izlenimcilik idi. Puantilist (noktacı) stilin ustaları Georges Seurat ve Paul Signac, şehrin en ünlü ressamlarıydı. Signac ile bizzat tanışan Van Gogh, noktacı stili denemeye başladı. Ressam Paul Gauguin ile tanıştı ve iki ressam bazı eserlerini değiş tokuş ettiler. Şehir hayatından ve Paris’in soğuk kışlarından bunalan Van Gogh, güneşli Güney Fransa kıyılarına doğru yola koyuldu. Paris’te geçirdiği iki yıl boyunca, yaklaşık 200 resim çizmişti. Manzara resimleri çizdi, bu resimlerinden üçü Paris Bağımsız Ressamlar Topluluğu’nun o yılki sergisinde sergilendi. Daha sonra ise Ayçiçekleri ismiyle bilinen bir dizi vazolu ayçiçeği ve meşhur Teras Kafe isimli eserlerini bitirdi.

Gauguin ile beraber resim gezilerine çıktı ve aynı evi paylaştı. Değişik resim teknikleri ve anlayışları üzerine uzun tartışmalar yaptılar. İki ressamın da dengesiz duygusal yapısı sayesinde, resim tartışmaları giderek kızışmaya başladı, bozulan havalar ve dar alanda beraber yaşamak ise durumu daha kötü hale getirdi. Ruhsal sağlığı bozulmaya başlayan Van Gogh, Gauguin’in kendisini terk edeceğinden korkmaya başladı ve bir gün kendi sol kulağının alt kısmını kesip kopardı. Kopardığı parçayı bir bez parçasına sarıp yerel bir genelevde çalışan Rachel adlı bir fahişeye verdi. Geneleve çağrılan polisler, baygın halde buldukları Van Gogh’u hastaneye kaldırdılar. Olayı ertesi sabah öğrenen Gauguin, bir daha Van Gogh’la görüşmedi. Van Gogh ise kan kaybı ve ruhsal bunalım sebebiyle birkaç hafta hastanede kaldı. Hastaneden çıkan Van Gogh, halüsinasyonlar ve zehirlenme paranoyası sebebiyle, hastaneye geri döndü. On gün sonra hastaneden bırakılsa da, başında polis zoruyla tekrar hastaneye kapatıldı. Arkadaşı Paul Signac’ın gözetiminde evine dönmesine izin verildi. Kasabada istenmediğinin farkında olan Van Gogh, Theo’nun tavsiyesi üzerine, Arles’a 30 km uzaklıkta bulunan Saint-Rémy kasabasındaki Saint-Paul-de-Mausole akıl hastanesine geçmeyi kabul etti ve Arles’dan ayrıldı.

Vincent Van Gogh

Van Gogh, Saint-Rémy’de Dr. Théophile Peyron’un gözetiminde resim yapmaya devam etti. En bilinen eserlerinden biri olan Yıldızlı Gece’yi yaptı. Tekrar bir nöbet geçirip boyalarını yemeye kalkışınca bir süre resim yapmasına izin verilmediyse de, durumu düzelince resim yapmaya devam etti. Zamanının çoğunu odasında geçiriyor, dışarıya ancak doktor gözetiminde kısa yürüyüşler için çıkabiliyordu. Bu yüzden resim konusu bulmakta zorlanınca, Jean-François Millet gibi başka ressamların veya kendisinin daha önceki eserlerinin yeni yorumlarını çizmeye başladı. Daha sonra bir dizi yeni nöbet geçiren Van Gogh, aynı sıralarda Paris’te ünlenmeye başladı. Mercure de France dergisinde çıkan bir yazıda, Van Gogh’dan “dahi” diye bahsediliyordu.

Van Gogh Saint-Rémy’den ayrılıp Paris yakınlarındaki Auvers-sur-Oise’a geldi. Burada, daha önce ruhsal problemli ressamlarla ilgilenmiş olan Dr. Paul Gachet’nin gözetiminde kalacak, kardeşi Theo’ya da yakın olacaktı. Van Gogh’un Dr. Gachet hakkındaki ilk yorumu “bence benden daha hasta, ya da tam benim kadar hasta diyelim” oldu. Fakat sonradan doktorla iyi geçinmeye başlayan Van Gogh, doktorun üç ayrı portresini çizdi. Auvers-sur-Oise’da kaldığı süre boyunca kendini tamamen resme veren Van Gogh, burada geçirdiği 70 günde yaklaşık 70 yağlıboya resim üretti. Annesi ve kız kardeşine yazdığı son mektupta, kafasının geçen yıla göre çok daha sakin ve huzurlu olduğunu yazdı. Fakat daha sonra resim malzemelerini alıp bir tarlaya yürüyen Van Gogh, kendisini tabancayla göğsünden vurdu. Sendeleyerek kaldığı otele döndü ve yatağına uzandı. Kanamayı fark eden otel sahibi, kasaba doktoru Mazery’yi ve Van Gogh’un doktoru Gachet’yi çağırdı. Doktorlar, mermiyi çıkarmanın çok riskli olacağına kanaat getirip Theo’ya hemen gelmesi için haber yolladılar. Vincent Van Gogh, 29 Temmuz 1890 sabahı, kardeşi Theo’nun kollarında öldü, ve Auvers-sur-Oise’a gömüldü.

Vincent Van Gogh

Van Gogh’u özellikle hayatının son iki yılında ciddi şekilde etkilemiş olan akıl hastalığı için bugüne kadar 30’dan fazla teşhis veya olası sebep ileri sürüldü ama en önemli eserleri de bu dönemde geldi. Şizofreni, manik depresyon, frengi, boya zehirlenmesi (soluma veya yutma yoluyla), Ménière hastalığı ve güneş çarpması gibi teşhisler konuldu. Kötü beslenme, aşırı çalışma, uykusuzluk ve alkol düşkünlüğü ise hastalılığının etkilerini arttırdı. Son dönem eserlerinde açıkça görülen sarı renk düşkünlüğü için, Van Gogh’un bolca içtiği absentte bulunan tuyon maddesinin neden olduğu söylendi. Bu madde Van Gogh’un görüşünü bozarak nesneleri sarımtırak renkte görmesine sebep olmuş, bu da ressamın eserlerine yansımıştı. Bir başka teoriye göre ise Van Gogh’a hastalığının tedavisi için yüksek dozlarda yüksük otu verilmişti ve yüksük otunun sarımtırak görüşe veya sarı lekeler görmeye sebep olmuştu. Fakat Van Gogh’un yaptıkları gerçekti, kendisi hayal… Eserlerini izleyenler ona hep hayran kaldılar.

Hazırlayan: Engin Çakır

Yorumlar

comments

Etiketler
Kapalı